Saygı Kavramı ve Felsefe

      Yorum yok Saygı Kavramı ve Felsefe

Yaşam, insan, kişisel gelişim gibi konularla ilgili yazdıklarımda sıkça yer alan sözcüklerden birisinin saygı olduğunu fark ettim. Doğrudan bu kavramı ele alarak –çoğu birbirine benzer cümleler taşıyan– yazılarımın sayısı da az değil. Her yazdığımda bu kapsamlı kavramın ancak birkaç unsuruna değindiğimi fark ettim. Bazı kavramları yaşamın içinde deneyimlerimizle öğreniyoruz. Yaşamsal deneyimler de her zaman sistemli öğrenme ile eşdeğer olmuyor. Hatta pek çok kelimeyi sözlükte var olan anlamıyla bilip bilmediğimizi denetlemek için küçük bir araştırma yapmak aklımıza bile gelmiyor.

Bir kelimeyi (kavramı) sözlükte veya objektif kabul edebileceğimiz bir ansiklopedide tanımlandığı biçimde bilmek gerekir mi? Böyle bir sorunun cevabı tartışmasız biçimde “Evet” olmak zorundadır. Eğer karşılıklı enformasyon alışverişinde bulunan iki kişi olarak aynı veya benzer tanımlara sahip değilsek, bu durumda bir iletişim bataklığına düşmemiz olağandır. Görüşme konusu hakkında farklı düşüncelerimiz, duygularımız veya algılarımız olabilir. Doğru iletişimi (enformasyon alışverişini) sağlayabilmek için ya karşılıklı kişisel tanımlarımızı bilmek veya ortak bir tanımda buluşmak zorundayız. Eğer iletişim çok sayıda insanı içine katıyorsa, bu durumda herkesin benzer biçimde anlayacağı sözcükler ve kavramlar üzerinden gitmek kaçınılmaz önemdedir. Eğer söz konusu olan sözcük veya kavramın tanımı ortak olarak paylaşılmış değilse daha yolun başında bundan ne anladığımızı ortaya koymak zorundayız. Böyle paylaşılan ve doğru anlaşma ihtimali yükselen bir görüşme ve tartışma zemini oluşturabiliriz.

Saygı
Türkçe Sözlük saygı kelimesi için iki farklı tanım veriyor. Birinci tanım; “Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram” şeklinde düzenlenmiş. İkinci olarak; “Başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusu” şeklinde bir tanım verilmiş. İnternet ansiklopedisi İngilizce Wikipedia, “Saygı; bir insan, hayvan, ulus veya din gibi varlık ve bunu temsil eden şeyin özgün eylem ve davranışları için gösterilen takdir ve onaylamadır” anlamına gelecek bir tanımlama yapıyor. Bu ansiklopedinin Türkçe yayını olan Vikipedi ise “Saygı, ilişki içinde olan birey veya kurumların (örneğin dinlerin veya ulusların), birbirlerinin ilgi ve tutumlarının farkında oldukları, yapıcı bir davranış tarzını benimsedikleri olumlu bir duygudur” şeklinde bir saygı tanımlaması sunuyor. Diğer yandan saygı; genelde felsefenin, özelde ahlâk felsefesinin ilgi gösterip incelediği kavramlardan birisidir. Başta Immanuel Kant (1724-1804) olmak üzere felsefenin ilk dönemlerinden çağdaş zamanlara kadar çok sayıda düşünür saygı kavramı üzerine çeşitli felsefi görüşler öne sürmüştür.

Farklı zamanlarda yaşamış düşünürlerin saygı kavramına yaklaşımı konusunda aforizma niteliğindeki sözleri –belki de kavramın kapsamının genişliğini belirlemekte– yol gösterici olabilir. Örneğin MÖ 551–479 yılları arasında yaşamış olan Konfüçyüs saygı kavramını içerecek biçimde şunları söyler: “İdeal insan, özel yaşamında ciddi, kendinden üstündekilere saygılı, halkla ilişkilerinde iyiliksever ve adildir.” Onunla ilgili bir başka aforizma “Saygı; güvenilir görgü kuralları dikkate alınmadan yapıldığında, boş bir çabaya; ihtiyaç, dikkate edilmediğinde korkaklığa; cesaret serkeşliğe; dürüstlük, yüzsüzlüğe dönüşür.

Kutadgu Bilig” isimli siyasetnamenin yazarı Yusuf Has Hacip (1017/1019-1077) Türk-İslam geleneğinin özelliklerinden birisi saygı konusundaki sözleriyle yansıtır: “Kendinden büyüğe saygı göstermeli, kendinden küçüğe ise şefkat…” Bir sosyal psikolog, psikoanalist, sosyolog ve filozof olan Erich Fromm (1900-1980) saygı ile ilgili şunları söyler: “Saygı, özgürlüğün bulunduğu yerde vardır.” Düşünür ve yazar Roger Garaudy (1913-2012) ise saygının felsefi anlamda yorumlayabilmemiz için değerli bir ipucu verir: “Nehrin kaynağına saygısı, denize doğru akmasıdır.

Sistem Teorisi’nden bir hatırlatma ile devam edelim. Sistem; aralarında karşılıklı ilişkiler bulunan ve bir amacı yerine getirmek veya varoluş nedenini gerçekleştirmek ya da en az bir çıktı vermek üzere bir bütün oluşturan bileşenler (öğeler, elemanlar) topluluğudur. Bu tanım başlıca şu ana parçalardan oluşur: 1- Birden çok bileşen, 2- bileşenler arası ilişkiler, 3- bileşenlerin ilişkilerle birlikte bir bütün oluşturması, 4- bütünün bir amacının veya varoluş nedeninin ya da en az bir çıktısının olması. İlişkilerin var olabilmesi için sistemde en az iki bileşenin bulunması zorunludur. Sistemdeki her bileşen, sistemin öteki bileşenleriyle doğrudan ya da dolaylı biçimde ilişkilidir. Bileşenler maddi veya gayri maddi olabilecekleri gibi ilişkiler de mekanik, fiziksel, kimyasal, görsel, mantıksal, düşünsel veya duygusal gibi çok farklı türlerde olabilir.

Bir somut veya soyut varlığı tanımaya, anlamaya çalışırken sistem teorisinin sağladığı analitik yaklaşımla başlamayı tercih ederim. Böylece –en azından başlangıç olarak– bir karakutu niteliğinde olan bir ‘şeyin’ özelliklerini, yeteneklerini, etkilerini ve bağlamını kavramakta kolaylık sağlarım. Bu tür bir yaklaşımdan sistematik düşünce düzeyinde kavramları ‘didiklerken’ de yararlanıyorum. Örneğin söz konusu kavram saygı ise kendi kendime şöyle sorular sorabilirim: Saygı kavramını oluşturan parçalar nelerdir? Bu parçalar bir bütün oluşturmak üzere birbirlerine nasıl (hangi türden ilişkilerle) bağlanmışlar? Saygı kavramının bir varlık nedeni (amacı, çıktısı) var mı? Saygı kavramı nasıl bir bağlamda (ekosistemde) yer alır? Saygının öznesi (kaynağı) ve nesnesi (aktığı yer) nelerdir? Öznesinin insan olduğunu kabul ettiğimiz saygının farklı nesneleri olabilir mi? Saygı kavramının gerek kendi içindeki parçalar arasındaki gerekse içinde yer aldığı bağlamdaki özne ve nesnelerle arasında var olan ilişkiler (bağlar) bozulursa nasıl bir dengesizlik (olumsuz durum) oluşur? Saygısızlığı nasıl tanımlayabiliriz? Bu ve benzeri ‘zor’ görünümlü soruları önce tartışarak açıp ardından kapsamlı cevaplara ulaşabiliriz.

Bir felsefecinin bakış açısından saygı kavramının açılımı için başka sorular da sorabiliriz. Saygı kavramını nasıl anlamalıyız ya da tanımlamalıyız? Farklı anlamalar veya tanımlamalar olabilir mi? Saygı bir davranış biçimi midir? Saygıyı bir değerleme, özen gösterme, duygulanım, görev, ilke, ahlaki zorunluluk gibi mi düşünmeliyiz? Eğer saygı kavramının özünü oluşturan unsurlar birden fazla ise bunların hangileri baskın veya ayırt edici ağırlığa sahiptir? Saygının özünü oluşturan unsurlar kendi aralarında ya da kendi dışlarında başka unsurlarla çatışırlar mı? Saygının varlığından ve teminatından söz edebilmek için nelerin varlığı gerekir? Erich Fromm’un “Saygı, özgürlüğün bulunduğu yerde vardır” dediğini hatırlayarak saygının var olup yaşayabilmesi için nasıl bir zemin veya ortam gereklidir ve/veya yeterlidir? Hangi eylemler ve davranışlar saygı kapsamında kabul edilebilir? Saygının daha büyük bir kapsam olan ahlâk içindeki yeri, onunla etkileşimi nedir? Bir nesneye gösterilecek olan saygının derecelendirmesi var mı? Bir nesne neden veya nasıl daha az ya da daha çok saygıyı ‘hak’ eder? Saygı önemli midir? Eğer önemliyse neden önemlidir? Saygının pek çok düşünsel disiplinin problemleri arasında yer alan ayrımcılık, mahremiyet, kültürel çeşitlilik, yaşam çevresinin korunması ve sürdürülebilirlik gibi çeşitli olgularla ilişkisi ve etkileşimi nelerdir?

Görüldüğü gibi; günlük yaşamda kolayca, bir çırpıda kullandığımız sözcükler, onları tam olarak anlamak istediğimizde geniş olabilecek bir düşünsel zamana ve mekâna yayılıyor. Saygı kavramının bu türden bir görünüm vermesinin nedeni, sözcüğü birden fazla anlama gelecek biçimde kullanmamızdır. Bir başka deyişle birbirinden farklılaşan saygı tanımlamaları ve kabulleri var. Saygı konusunda bir örneği esas olan bir tanımlama, özü açısından bir başkasından büyük oranda ayrılabiliyor. Bu durum saygı konusunda kolay bir cevap üretmemizi zorlaştırıyor.

Kişisel gelişim açısından saygı; tutum ve davranışlar olarak önemli bir bireysel nitelik sınıfında kabul edilir. Bu nedenle kişisel gelişim alanında saygı konusunu ele alan çok sayıda çalışma ve araştırma ile karşılaşmamız olağandır. Keza saygı aynı zamanda bir kültür unsuru olması nedeniyle sosyoloji, antropoloji ve etnografya gibi bilim ve disiplinler tarafından da çeşitli içeriklerle incelenmiştir. Diğer yandan felsefe de bu konuya ilgi duymuş, saygı kavramının nitelikleri ve diğer kavramlarla bağları konusunda pek çok çalışma üretilmiştir.

Saygı kavramı üzerine olan çeşitliliğin bir nedeni, insanın kendisinin ve çevresiyle olan düşünsel, duygusal ve eylemsel bağ ve ilişkilerinin zenginliğini yansıtıyor olmasıdır. Bu çeşitliliği açıklarken ‘davranış olarak saygı’ ve ‘tutum veya duygu olarak saygı’ arasındaki genel ayrımın altını çizmeliyiz. (Bu kritik noktada açık ve net olabilmek için tutum ve davranış kavramlarını tanımlamakta yarar var. Tutum; bir bireyin bir nesneye, bir kimseye veya bir duruma karşı duygusal – düşünsel açıdan hazır oluş hali veya belirli biçimdeki vaziyet alışıdır. Tutum; eyleme hazırlanma ve hazır durma halidir. Davranış ise kişinin dıştan gözlemlenebilecek tepkilerin, eylemlerin toplamıdır.) Tutum olarak saygı bunun söz veya hareketle ifade edilmesine –yani davranışa– dönüşmeyebilir.

Trafik kurallarına uymaya –örneğin taşıt kullanırken yaya haklarına özen göstermeye– çalışarak saygılı olabiliriz. Bir savaş sırasında –savaşın bir bütün olarak olumsuzluğuna karşın– taraflar ateşkes anlaşmaları ile sivil halkın yaşamsal tedariklerini sağlamaları konusunda saygılı olabilirler. Diğer yandan bir ülkenin sınır bölgesinde süren iç savaşın tarafları, komşu ülkenin sivil bölgelerine zarar verici etkileriyle ulusal sınır saygısızlığı örneği oluşturmuş olurlar. Bu sayılanlar bir sınırlamaya, kısıta veya kurala uyma ya da uymama yönüyle davranışsal saygı örnekleri oluşturur. Bu örneklerde saygının belirleyicisi olan davranışlardır. Bir başka insana veya doğaya saygıdan söz ettiğimizde ise bir tutumdan veya duygudan söz ediyor oluruz. Konunun odağına bireyi alarak tutum ve duygu olarak saygı kavramını inceleyebiliriz.

Tutum Olarak Saygı
Tutum olarak saygı, bir ‘özne’ ve bir ‘nesne’ arasındaki ilişkidir. Özne, nesne ile belli bir bakış açısından mevcut şartlara uygun biçimde etkileşir. Tutum olarak saygı modelinde daima ve zorunlu olarak ‘saygının nesnesi’ bulunur – ki saygı bu nesneye yönlendirilir, o nesneyle ilgili hissedilir, ona gösterilir. Saygının nesnesi (bir insan, bir canlı türü, bir bütün olarak doğa gibi) çok farklı türlerde olabilir. Ama saygının öznesi, daima bir insandır. Bu birey somut ve soyut varlıkları bilinçli ve rasyonel biçimde tanıyıp bilebilir, onlara bilerek ve isteyerek değer ve anlam yükler, herhangi bir saygı yanlışı veya başarısızlığı durumunda saygının nesnesine karşı kendisini sorumlu hisseder.

Saygının öznesi, yukarıda söylendiği gibi bir insan olmak zorunda mıdır? Bir başka canlı, örneğin bir hayvan olamaz mı? Zihinsel özelliklerine bağlı olarak hayvanlar sever, korkar, davranışsal uyum sağlar veya itaat eder. Fakat saygı söz konusu olduğunda bu tutum sadece insanlara aittir. Bunun nedeni saygı kavramının insanlara özgü bazı unsurlar içermesidir. Saygı tepkisel, cevabi bir ilişkidir. En basit şekliyle bile dikkat ve özen gösterme, alçakgönüllü uyum, yargı, teşekkür, değerleme ve davranışsal ifade gibi unsurlar içerir. Hiç kuşkusuz; başkalarını da ekleyebiliriz. Bunlar –sistem teorisinin bize hatırlattığı üzere– saygı kavramının bazı temel bileşenleridir.

Türkçedeki isim türetme deneyimine baktığımızda; saygı sözcüğünün saymak fiilinden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Türkçenin bilinen ilk sözlüğü olan, Kaşgarlı Mahmud’un “Divânu Lügati’t-Türk” isimli eserinde saygı sözcüğü yer almıyor. Buna karşılık saymak anlamına gelecek biçimde “sanmak, sanamak, sakmak, samak” gibi sözcükler var. TDK Türkçe Sözlük ise saymak fiili için saygı ile eşleyebileceğimiz “değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı dolayısıyla bir kimseye değer vermek, hürmet etmek; önemsemek; dikkate almak” gibi tanımlar veriyor. Saygı kavramının bir ‘özne’ (saygıyı gösteren kişi) ve bir ‘nesne’ (saygının gösterildiği somut veya soyut varlık) içerdiğini hatırlayalım. Yukarıdaki tanımlamalardan saygının özne tarafından nesnenin bir kavranış biçimi olduğunu söyleyebiliriz. Saygı gösteren kişi nesneye dikkat eder, onu önemser, ona diğerlerinden farklı bir değer ve anlam yükler, ona yönelik davranışlarını bu algıya dayalı olarak sergiler. Nesneye dikkat edilmesinin, özen gösterilmesinin ve onun önemsenmesinin odak noktasında onun korku, beğeni veya beğenmeme gibi nedenlerle bir filtreden geçirilmiyor olması yer alır. Nesne, özne tarafından nesnenin kendi şartları içinde ‘olduğu gibi’ kabul edilir, benimsenir. Böyle bir algı (duygu), nesneye karşı dikkatsiz ve kayıtsız olunmadığı anlamına gelir. Özne isteyerek ve bilerek nesneyi olduğundan farklı biçimde tanımlanma girişimi içinde bulunmaz. TDK’nın “Bilim ve Sanat Terimleri Ana Sözlüğü (BSTS)” kapsamındaki “Felsefe Terimleri Sözlüğü” yukarıda özetlenen anlamı derleyecek biçimde saygıyı “bir kişiye, bir düşünüşe, bir eyleme, bir başarıya yüksek değer vermekten doğan özel bir duygu” olarak tanımlar.

Saygı tepkisel, cevabi bir ilişkidir. Saygının kaynağı saygı duyan özne (birey) değil, saygı duyulan nesnedir. Saygı tutum ve davranışı; nesneye saygı duymak istediğimiz için değil, nesneyi saygı duyulması gereken bir varlık olarak tanımladığımız için vardır. Saygı ifadesi, nesneye yüklenen değer ve anlamdan kaynaklanarak bir ödev veya yükümlülük mantığı çerçevesinde gerçekleşir. Bu yönü saygı kavramını bir ahlak (etik) konusu yapar. Etik açısından baktığımızda; saygının ödev ahlakına dayalı bir ‘algı, duygu ve davranışlar toplam deneyimi’ olduğunu söyleyebiliriz.

Bazı kişiler kedi, köpek gibi ev-sokak hayvanlarını sever; kimileri ise bu hayvanların yakınından bile geçemeyecek biçimde korkar. Kişilerin göz ve ten renklerine göre önyargıları veya kabulleri olan kişiler var. Saygı bu türden bireysel eğilim, istek veya tercihlerin dışında bir kavramdır. Saygı, öznenin bireysel beğeni veya korkularından kaynaklanmaz. Özne olan birey; nesnenin kimliğini kavrar, onun konumuna uyum sağlar, onun dikkat çeken ‘var olma iddiasını’ benimser. Böylece özne; saygı tutumuna bağlı olarak nesneye odaklanma, duygularını ve güdülerini ona yöneltme, nesnenin taleplerine uygun davranma gibi bir davranış modeli geliştirir. Bunlar bir bütün olarak nesneye saygı göstermek için bir ‘toplam neden’ oluşturur; aynı zamanda saygının nasıl gösterileceğini belirler.

Saygı neden temellidir. Öznenin nesneye saygı göstermesini dayandırdığı en az bir neden bulunur. Bu neden(ler)in kaynağı nesnenin özne tarafından tanımlanması ve kavranması ile ilgilidir. Bu nedenler –yukarda da değinildiği gibi– öznenin ilgi alanlarından, hedeflerinden veya isteklerinden bağımsızdır; özel ve istisnai durumlarla dışında öznenin bireysel gerekçelerle saygı göstermede zayıf veya eksik kalması hata olarak kabul edilir.

Saygı kavramı öznel ve nesnel olmak üzere iki boyutludur. Öznel olan yanı, öznenin (bireyin) nesneyi kavrayışı ile ilgilidir. Öznenin nesneyi kavrayışı kendi bilgi ve deneyim birikimine dayalı olarak oluşur. Bu durum öznenin nesneyi yanlış, eksik veya hatalı kavrama ihtimalini de içerir. Saygının nesnel boyutu ise biraz daha karmaşık bir görünüm sergiler.

Saygının nesneden (saygı duyulan varlıktan) kaynaklanan özelliklerine göz atalım. Öznenin saygı duyulan nesneye karşı olan tutumu ve davranışları, öznenin kendi (öz) duygu, arzu ve ilgilerinden bağımsızdır. Nesneye karşı hissedilenler nesnenin varlığından, algılanan niteliklerinden ve bunlara bağlı olarak onu konumlandırmadan kaynaklanır. Nesneden kaynaklanan bir diğer özellik, özellikle nesneye yönelik olan duygu, düşünce, davranış ve eylemleri konusunda özneye kısıtlayıcı / sınırlayıcı etkiler yapmasıdır. Özne, kendini zihinsel ve eylemsel olarak kendisi veya çevre tarafından tanımlanmış olan bir alanla kısıtlamak durumunda olur. Diğer yandan bir öznenin bir nesneye saygı duyma gerekçeleri çoğunlukla başka bireylerinkiler (başka öznelerinkiler) ile benzerdir. Böyle bir benzeşme tam olarak gerçekleşmese bile diğer bireyler öznenin nesneye saygı göstermelerini anlaşılabilir ve mantıklı bulurlar. Bir başka deyişle öznenin saygıyı ifade eden tutum ve davranışları konusunda uzlaşma ve onaylama vardır. Nesne, saygı duyulması normal olan bir varlık olarak kabul edilir. Saygı, nesnenin nitelikleri dikkate alındığında bir başka kişiye âşık olmak veya tutkuyla bağlanmak gibi bireysel ölçekli bir tutum değildir.

Bir örnekle devam edelim. Bir birey olan nesnenin ulusal kahramanlık, bilimsel üstün başarı, toplum yararına önemli işler yapmış olma gibi nedenlerle özne tarafından saygıya değer bulunduğunu varsayalım. Görüldüğü gibi burada sayılanlar sadece bir kişiye ait olabilecek özel nitelikler değildir. Bu örnekteki saygı nedenleri kişiden bağımsız, genel ve evrensel özelliklerdir. Böyle bir durum saygı duyulması gereken kişiye ait niteliklere sahip başka bireylere de aynı nedenle saygı duyulabileceğini gösterir. Böylece kişisel tutum gibi görünen saygı olgusu, genel ve evrensel bir düzeye terfi eder.

Saygı duyulan nesneler çok çeşitli olabilir. Benzer şekilde saygının temelini oluşturan tutumu ortaya çıkaran ve ardından yaşatan farklı sayıda nedenler sayılabilir. Ayrıca saygıya esas tutumun daima olumlu veya hoşa giden ya da tercih edilen niteliklere sahip olduğunu da söyleyemeyiz. Örneğin düşünce, çıkar ya da yol farklılığı gibi nedenlerle beğenmediğimiz veya uzlaşmadığımız –rakiplerimiz veya düşmanlarımız gibi– nesnelere de saygı duyabiliriz. Örneğin bir şampiyonluk yarışı yapan rakip sporcular şimdiye kadar olan mücadele ve başarılarını, bunları sağlamak için verdikleri çabaları dikkate alarak birbirlerine saygı duyabilirler. Bir kişi, kurum veya varlığın düşünsel veya duygusal olarak değerli bulunması, saygı esaslı bir tutum oluşturmakla birlikte sadece çıkar üzerine kurulmuş bir özne – nesne ilişkisinde saygı olgusundan söz edemeyiz.

Saygı sadece tutumdan ibaret değildir; genel olarak davranışsal bir boyutu olduğu kabul edilir. Nesneye yönelik davranışlar özne (saygı gösteren) birey kaynaklı olabileceği gibi kimi durumlarda nesnenin talebi, ihtiyaçları veya kuralları ile de şekillenebilir. Öznenin saygı odaklı davranışları nesne ile arasındaki mesafeyi korumak, nesneye yardımcı olmak, onu övmek ve yüceltmek, onun kurallarına uymak, onu koruyup kollamak vb. şekillerde ortaya konur. Öznenin nesneyi algılama tarzı, saygı esaslı davranışların nasıl (hangi biçimlerde) gerçekleştirileceği konusunda etkili olur.

Öznenin saygı konusundaki tavrı; inançlar, kabuller, yargılar, düşünceler ile zihinsel duyarlılıklar ve yükümlülükler gibi bazı bilişsel unsurlar içerir. Bunlara duyguları, yaşamsal deneyimlemeyi, güdülenmeyi ve eyleme geçme istekliliğini de ekleyebiliriz. Bunlar saygı ifadesi açısından odak niteliğinde öneme sahiptir.

Saygı kavramı, hiç kuşkusuz burada anlatılanlardan ibaret değil. Kişiler arası saygı, somut veya soyut cansız varlıklara yönelik saygı ile özsaygı gibi tartışılması gereken çok fazla konu var. Aynı bağlamda saygı türlerini ve bunlar arasındaki farklılıkları da tartışmak gerekiyor

Gürcan Banger

About Gürcan Banger

GÜRCAN BANGER elektrik yüksek mühendisi, danışman ve yazardır. Eskişehir Maarif Koleji ve ODTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümü mezunudur. Aynı bölümde yüksek lisans çalışması yaptı. Kamuda mühendislik hizmetleri yapmanın yanında bilişim donanımı ve yazılımı, elektronik, eğitim sektörlerinde işletmeler kurdu, yönetti. Meslek odası ve sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik yaptı. 2005’ten bu yana bazı büyük sanayi şirketleri de dâhil olmak üzere çeşitli kuruluşlarda iş kültürü, yönetim, yeniden yapılanma, kümelenme, girişimcilik, stratejik planlama, Endüstri 4.0 gibi konularda kurumsal danışman, iş ve işletme danışmanı ve eğitmen olarak hizmet sunuyor. Üniversitelerde kısmi zamanlı ders veriyor. Halen Raylı Sistemler Kümelenmesi'nde küme koordinatörü ve bizobiz.net danışmanlık ve eğitim firmasında proje koordinatörüdür. Kendini “business philosopher” olarak tanımlıyor. Düzenli olarak bloglarında (http://www.duyguguncesi.net ve http://www.bizobiz.net) yazıyor. Değişik konularda yayınlanmış kitapları var. Son çalışmalarından “Endüstri 4.0 ve Akıllı İşletme” Eylül 2016’da, “Endüstri 4.0 Ekstra” Mayıs 2017'de ve "Aşkın Anlamlar Kitabı" Eylül 2017'de Dorlion Yayınları arasında çıktı. Çeşitli gazete, dergi ve bloglarda yazıları yayınlanıyor. KİTAPLARINDAN BAZILARI: * Gürcan Banger, “Aşkın Anlamlar Kitabı”, Dorlion Yayınları, Eylül 2017, Ankara * Gürcan Banger, “Endüstri 4.0 – Ekstra”, Dorlion Yayınları, Mayıs 2017, Ankara * Gürcan Banger, “Endüstri 4.0 ve Akıllı İşletme”, Dorlion Yayınları, Eylül 2016, Ankara * Gürcan Banger, “Sivil Toplum Örgütleri İçin Yönetişim Rehberi”, STGM Yayınları, 2011, Ankara * Gürcan Banger, “Eskişehir'in Şifalı Sıcak Su Zenginliği”, Eskişehir Ticaret Odası Yayınları, 2002 * Gürcan Banger, “Siyasal Kalite: Siyasal Kalite Yönetimi”, Bilim Teknik Yayınevi, 2000, İstanbul * Gürcan Banger, “C/C++ ve Nesneye Yönelik Programlama”, Bilim Teknik Yayınevi, 2000, İstanbul * Gürcan Banger, “Pascal: Borland / Turbo 4, 4.5, 5,5, 6,7 ve 7.01”, Bilim Teknik Yayınevi, 1999, İstanbul * Gürcan Banger, “Siyasetin Mimarisi”, Ant Matbaacılık Yayıncılık, Haziran 1995, Eskişehir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir