Kadın Üzerine Aforizmalar

      Yorum yok Kadın Üzerine Aforizmalar

BİR: Edebiyat, tehlikeli ve yasak olanın albenisi üzerine yazılmış eserlerle doludur. Bir anlamda yasak elma, her zaman bir çekim odağı olmuştur. Kor ateşin cezbeden yanardöner hali, tüm yakıcılığına rağmen onu avuçlarına alıp sımsıkı tutma (sahip olma) duygusu uyandırabilir. Belki buna vahşi atı ehlileştirmeyi istemek de diyebiliriz. Muhtemelen bir kadını imkânsız erkeğe yönelten de böyle bir duygu olsa gerek. Vahşi atı ehlileştirme duygusu… Haksızlık edip kadının bazı geleneksel (hatta patolojik) özelliklerini göz ardı etmeyelim. Bunların başında fedakârlıkla hamur edilmiş “erkeği iyileştirme ve kurtarmanın” dayanılmaz tutkusu gelir. Bir yandan cezbediyor, bir yandan da yakıyor. Ne ateşin yakmasından ne cazibesinden vazgeçiyor kadın. Ruhbilim uzmanları, alkolik erkeğin bu durumundan kurtulduğu anda –çoğu zaman– kadın için cazip olmaktan da çıktığını ifade ediyorlar. Özetle; başta bir vahşi atı andıran erkek, ehlileştiğinde artık istenen erkek olma özelliğini de yitiriyor.

İKİ: Kadının bir erkekle ilgili sorunları, çoğu zaman onun söz konusu ilişkiyi algılama modelinden kaynaklanıyor. Kadın, bir vahşi ata sahip olmak istiyor. Onun canlılığı, hareketliliği, albenisi kadının başını döndürüyor. Onun için böyle bir erkekle zaman kavramı ortadan kalkıyor; ışıltılı, renkli, sonsuz bir dünyayı yakalıyor. Ama kadının diğer yönü de erkeğin “elinin altında” olduğu huzurlu, programlı bir yaşamı özlüyor. Bir anlamda at, hem vahşi olacak hem de ehlileşmiş. Kısacası esastan bir çelişki… Bir “delibozuk vahşi atla” fırtınalı ve albenili bir aşk mümkün iken, bu ilişkiden Külkedisi ile Prens’in sonsuza dek huzurlu ve mutlu süren evliliği çıkmayabilir. Kişi ne istediğinden, ne beklediğinden ve ne bulabileceğinden emin olmalı.

ÜÇ: Toplumsal cinsiyet, kadın ve erkeğin içinde yaşadıkları toplumda kendilerinden beklenenlere işaret eder. Bir başka deyişle; toplum, kadınların kadın, erkeklerin erkek gibi davranmasını bekler; bu davranış modeli de “toplumsal cinsiyet” ile kavramsallaştırılır. Cinsiyetimizi biz seçmiyoruz; toplumsal cinsiyetimizi ise içinde yaşadığımız sosyal kültür bize ‘öğretiyor’. Yaşamın katı gerçeğine baktığımızda; annelerle, eşlerle, kız çocuklarıyla, kız kardeşlerle ve kadın arkadaş ve yoldaşlarla ilgili güzel ve övücü sözler çoğu zaman erkek egemen yalanlardan başka bir şey değil.

DÖRT: Kadınlar da en temel duygusal ve zihinsel ihtiyaçları olarak ‘sevilme’ gereksinimini erkekler gibi birinci sıraya koyarlar. Demek ki, bir ilişki de sevginin karşılıklı ifade edilebilmesi son derece önemdedir. Karşılıklı olarak ifade edilen sevgi, karşılıklı duygusal ihtiyaçların giderilmesinin ilk adımıdır. Kadınlar, ihtiyaçları konusunda ikinci sıraya ‘ilgilenilmeyi’ koyarlar. Bir erkeğin bir kadınla olan duygusal ilişkisini sürdürebilmesinin ilk şartı onunla ilgilenmesidir. İlgi ve paylaşım, bir kadının bir erkekten beklediği birinci unsurdur. Kadınlar ‘anlaşılmak’ ister. Bu, onlar için duygusal önem listesinde yer alan ihtiyaçlardan birisidir. Erkekler ise bu konuda ciddi bir hata yaparak kadınların anlaşılmaz olduğunu düşünürler. Bir erkek, bir kadını anlamak için zaman ve çaba harcamalıdır. Kadınlar için sevginin alt yapısı ‘saygı görmektir’. Kadınlar, bulundukları her ortamda saygın kişiler olarak kabul edilmek isterler. Bu özelliğin özümsenmiş olduğu ilişkilerin daha sağlıklı olacağını söyleyebiliriz.

BEŞ: Woodrow Lyle Wyatt, entelektüel bir kişi olarak ve muhtemelen dört kere evlenmiş olmanın deneyiminden gelen bir esinle şunu söylemiş: “Erkekler gözleriyle âşık olur, kadınlar ise kulaklarıyla…” Kadınların kulaklarıyla âşık olmaları, onların duygusallığı verdiği önemin bir başka ifadesidir. Öncelikle; kadınlar, bir ilişkide iletişime ve paylaşıma erkeklere oranla daha fazla önem verirler. Bu nedenle konuşma, bir kadının ilişkisinde önemli ve değerlidir. Ne yazık ki; genel anlamda erkekler bunu anlamakta son derece zorluk çekerler. Kadınlarla iletişim kurmayı başaran erkeklerin farkı buradadır.

ALTI: Gözlemlerim ve gerçek yaşama ilişkin okumalarım, bir duygusal ilişkide madalyasını hak edenin kadın olduğunu gösteriyor. Tabii ki; istisnalar kuralı bozmuyor. Ama gerçek şu ki; kadının ardı arkası kesilmeyen fedakârlığı, kadını sürekli verici; erkeği ise sürekli alıcı yapıyor. Böylece başta sevgi ilişkisi olmak üzere pek çok ilişki alanında çok boyutlu bir ayrım oluşuyor.

About Gürcan Banger

GÜRCAN BANGER elektrik yüksek mühendisi, danışman ve yazardır. Eskişehir Maarif Koleji ve ODTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümü mezunudur. Aynı bölümde yüksek lisans çalışması yaptı. Kamuda mühendislik hizmetleri yapmanın yanında bilişim donanımı ve yazılımı, elektronik, eğitim sektörlerinde işletmeler kurdu, yönetti. Meslek odası ve sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik yaptı. 2005’ten bu yana bazı büyük sanayi şirketleri de dâhil olmak üzere çeşitli kuruluşlarda iş kültürü, yönetim, yeniden yapılanma, kümelenme, girişimcilik, stratejik planlama, Endüstri 4.0 gibi konularda kurumsal danışman, iş ve işletme danışmanı ve eğitmen olarak hizmet sunuyor. Üniversitelerde kısmi zamanlı ders veriyor. Halen Raylı Sistemler Kümelenmesi'nde küme koordinatörü ve bizobiz.net danışmanlık ve eğitim firmasında proje koordinatörüdür. Kendini “business philosopher” olarak tanımlıyor. Düzenli olarak bloglarında (http://www.duyguguncesi.net ve http://www.bizobiz.net) yazıyor. Değişik konularda yayınlanmış kitapları var. Son çalışmalarından “Endüstri 4.0 ve Akıllı İşletme” Eylül 2016’da, “Endüstri 4.0 Ekstra” Mayıs 2017'de ve "Aşkın Anlamlar Kitabı" Eylül 2017'de Dorlion Yayınları arasında çıktı. Çeşitli gazete, dergi ve bloglarda yazıları yayınlanıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir