Gelecekte Neler Olabilir?

Gelecekte Neler Olabilir?  

Gürcan Banger

Dünya

BİR
Okuduklarıma öngörüler de katarak bir beyin fırtınası yapalım. Amaç, bir Nostradamus kehanetleri manzumesi yaratmak değil. Yazarak düşünmek, kişinin kendi zihnini açması açısından da yararlı oluyor.

ABD’deki son mali gelişmeler, bu büyük gücün geleceği konusunda ‘dedikodulara’ neden oldu. ABD’nin bir güç olarak sürdürülebilirliği sorgulanmaya başladı. Mevcut duruma baktığımızda; Çin ve Hindistan gibi ülkelerin hem nüfus hem de ekonomi olarak büyüdüklerini izliyoruz. Acaba bunlar ve benzeri ülkeler, geleceğin güçlü ülkelerine dönüşebilecekler mi?

Bir başka görünüm ise devlet olmadığı halde, ideolojik ve örgütsel (ve tabii ki ekonomik) olarak yaygınlaşan yeni türden kuruluşlara işaret ediyor. Bunlar arasında ekonomi devi firmalar, inanç toplulukları, mafyatik örgütlenmeler ve bazı ‘sivil toplum’ örgütlerinin öne çıktığını görüyoruz. Önümüzdeki dönemde devlet-olmayan güçlerin de küresel aktörler olarak daha etkin biçimde var olacaklarını söyleyebilir miyiz?

Küresel sermaye ve küresel burjuvazi diyebileceğimiz (ulusal niteliklerinden arınmış) yeni bir durum oluştu. Bu durum, sermayenin uluslararasılaşmasından farklı. Diğer yandan dünyanın en zengin şirket ve kişilerine baktığımızda; bunlar arasında Doğulu olanların sayısının ve çeşitliliğinin hızla arttığı istatistiklere yansır hale geldi. Bazı sanayilerin Batıdan Doğuya kaydığı gibi finansal zenginlik de göç ediyor olabilir mi? Bu göçün başka türden sonuçlarını görmemiz gündeme gelebilir mi?

Temel olarak iki farklı kapitalizm değerlendirmesi var. Birincisi; kapitalist sistemin darboğazları, sıkıntıları ve krizleri ile birlikte kendini dönüştürerek sürdürdüğü şeklinde… İkinci yaklaşım ise; kapitalizmin küreselleşme sürecinde bir devrime gerek bırakmadan farklılaşacağı… Özellikle ikinci tezi savunanlar, argüman geliştirirken bilişim, iletişim ve medya teknolojilerindeki ilerlemeleri kullanıyorlar. Gerçekten bu gelişmeler, özellikle ekonomik dünyada yeni iş modellerinin yaratılmasına ve günlük yaşamın önemli ölçüde değişmesine vesile oldu. Sonucu yaşamak için henüz zaman erken. Her ne kadar bu çağda değişimin ivmesi de değişmeye başlasa da henüz dünya yaşamı bir kırılma sayılacak ölçüde farklılaşmış değil.

Teknoloji

Geleceği düşündüğümüzde kendimize enerji, gıda ve tatlı su gibi kaynakların durumunun ne olacağını sormadan geçemiyoruz. 2025 yılında dünya nüfusu tahminen 1,2 milyar kişi daha artmış olacak. Dolayısıyla sürekli artan nüfusu yaşatabilmek için daha fazla kaynak kullanmak gerekecek. Diğer yandan yükselen ekonomik üretim süreçlerinin tüketimi de kamçıladığını unutmamak gerekiyor. Geçmişte çok daha düşük tüketim düzeyinde yaşayan insan toplulukları, artık daha fazla tüketmek istiyorlar. Bir başka deyişle; bir yandan tüketim adayı kişi sayısı artarken bireylerin kişisel tüketim çeşitliliği artıyor ve tüketim düzeyi yükseliyor. Dünyanın mevcut kaynakları, bu hızın ve hacmin gereklerini yerine getirebilecek midir? Yoksa üretim ve paylaşım konusu geçmişte olduğu gibi büyük savaşlarla mı çözülecek? Yeni bir küresel savaş, yaşanmış olanların çok daha ötesinde onarılması mümkün olmayan kayıplara neden olabilir mi?

Mevcut ulus ve devlet yapılarının korunduğunu ve bir süre daha böyle yaşayabileceğimizi tahmin edelim. Diğer yandan pek çok ülke ve bölgede genç nüfus hızla artıyor. Geçmiş deneyimlerimiz genç nüfusun yükseldiği ülkelerde (haklı veya haksız, adil veya adaletsiz, demokratik ve despot olsa bile) çok farklı nedenlerden dolayı istikrarsızlığın da arttığını gösterdi. Acaba ülke ekonomileri, istikrarsızlığa yol açmadan yükselen genç nüfusların beklentilerini karşılayabilecek mi? Yoksa bölgelerde ve ülkelerde yaygınlaşabilecek istikrarsızlığın başka sonuçlarını mı göreceğiz?

İKİ
Küresel Çağ’da (yumurta – tavuk ilişkisi gibi) birbirine eklemlenmiş daha ve daha çok tüketim ve buna bağlı üretim sarmalının, kaynak sorununu şimdiye kadar olduğundan daha ciddi hale getirebileceğini açıkça görüyoruz. Geçmişte kaynakların ve zenginliğin bölüşümü sorununun, büyük ölçekli sıkışmaların (darboğazların) ardından dünya savaşları ile çözüldüğünü yaşadık. Bu çağın silahları çok daha kapsamlı yıkımlara neden olabilecek şekilde geliştirilmiş. Henüz bir ‘nükleer düğmeye’ basmaya cesaret edebilen olmadı. Şimdilik sorunlar bölgesel ve yerel savaşlarla çözülmeye çalışılıyor. Bu da bilinen en ‘katma değerli’ endüstrilerden birisi olan küresel savunma sanayisini (en azından şimdilik) ‘canlı ve sürdürülebilir’ tutmaya yetiyor.

Dünyanın pek çok döneminde olduğu gibi savaşa en ‘yatkın’ bölgelerinin başında Ortadoğu gelmeyi sürdürüyor. Bu bölgenin istikrarı adına yapıldığı söylenen tüm girişimlerin daha fazla savaşa ve kayba neden olduğunu izledik, izliyoruz. Ortadoğu’daki durum geleceğin dünyasının kısa ve orta vadede şekillenmesini etkilemeye devam edecek. Önümüzdeki 10-15 yılda nasıl bir Ortadoğu görünümü bizi bekliyor?

Küresel olayları incelediğimizde; bölgesel ve yerel savaşlara çok ciddi düzeyde olmak üzere bir terörizm dalgasının (dolayısıyla) güvenlik sorununun eşlik edeceğini kavrıyoruz. Gerçekten geleceğe uzanan 10-15 yıllık dönemde güvenlik sorunu mikrodan makroya kadar her ölçekte sorun olmaya devam edecek gibi görünüyor. Güvenlik sorunun çözümü için sadece güvenlik önlemleri almanın yeterli olmayacağı anlaşılıyor. Yoksulluk ile işsizliğin çözümü ve insanların geçim şartlarının iyileştirilmesi gibi ağır sorunlar ülkelerin önünde duruyor. Eğer bu sorunlar çözülmezse bu sorunların tetiklediği motivasyon ve teknolojinin gelişmesinin (yaygınlaşmasının) eşliği ile birlikte terörün yaratabileceği tehditlerin ve tehlikenin boyutları da büyüyecek. Bugün demokrasinin doğrudan hale gelmesinin teknik ve araçları gibi görünen pek çok gelişme aynı zamanda güvenlik sorunlarının yaygınlaşmasına da yol açabilecek.

Gene kaynaklar konusuna dönelim. Önümüzdeki dönemin en ciddi sorun alanlarından birisi enerjidir. Geleneksel kaynakların tükenmeye yüz tutması ve henüz uzun ömürlü başka kaynakların geliştirilememiş olması dünya halklarının önünde bir tehdit olarak duruyor. Artan tüketim talebi ve buna bağlı üretim trendi mevcut kaynakları daha fazla tehdit ediyor. Diğer yandan enerji sorununun altında gelişen bir başka olgu var. Küresel sermaye hızla ve ciddi oranda bu sektöre akmaya başladı. Çok boyutlu zenginler listesi içinde enerji kaynakları ile üretim ve dağıtım sistemlerine sahip olanların sayısı artmaya başladı. Öyle anlaşılıyor ki, enerji sorunu aynı zamanda küresel zenginliğin yeniden paylaşımı için yeni bir alan oluşturuyor. Enerjinin üretim ve tüketim açısından vazgeçilmez olduğunu düşünürsek, bu sektördeki bölüşümün muhtemelen başka sonuçları da olacak.

Yaşam çevresinin (canlı yaşamın ve cansız varlıkların) korunup geliştirilmesi önümüzdeki dönemde de dünyanın en ciddi sorunlarından birisi olmaya devam edecek. Şimdiye kadar deklare edilen niyet ve gösterilen çabalar küresel ısınmanın ve çevrenin yok edilmesinin pek de ‘kolay’ olmadığını ortaya koyuyor. Muhtemelen küresel kirlenmenin ve iklim değişikliğinin sonuçlarını henüz yeterli düzeyde ölçemiyoruz. Nükleer felaketlerin uzun yıllara yayılan sonuçları gibi bu büyük olumsuzlukların beklenmeyen sonuçları önümüzdeki dönemde dünya yaşamını etkiliyor olacak.

Demokrasi sözcüğünü hiçbir dönemde bu denli fazla kullanmamıştık. Ama kaynakların bölüşümü, siyasal iktidarın elde tutulması ve yeni türden çok boyutlu ‘işgalci – sömürgeci’ anlayışları incelediğimizde sadece demokrasi kurumunu tükettiğimiz anlaşılıyor. Geleceğin demokratik mi yoksa despotik mi olacağı ise önümüzde bir soru olarak duruyor.

Paylaş:

duyguguncesi hakkında

GÜRCAN BANGER, Eskişehir Maarif Koleji ve ODTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümü mezunudur. Aynı bölümde yüksek lisans çalışması yaptı. Elektrik yüksek mühendisi. Kamuda mühendislik hizmetleri yapmanın yanında bilişim donanımı ve yazılımı, elektronik, eğitim sektörlerinde işletmeler kurdu, yönetti. Meslek odası ve sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik yaptı. 2005’ten bu yana bazı büyük sanayi şirketleri de dâhil olmak üzere çeşitli kuruluşlarda iş kültürü, yönetim, yeniden yapılanma, kümelenme, girişimcilik, stratejik planlama gibi konularda kurumsal danışman, iş ve işletme danışmanı ve eğitmen olarak hizmet sunuyor. Üniversitelerde kısmi zamanlı ders veriyor. Halen Raylı Sistemler Kümelenmesi'nde küme koordinatörü ve bizobiz.net danışmanlık ve eğitim firmasında proje koordinatörüdür. Kendini “business philosopher” olarak tanımlıyor. Düzenli olarak bloglarında (http://www.duyguguncesi.net ve http://www.bizobiz.net) yazıyor. Değişik konularda yayınlanmış kitapları var. Çeşitli gazete, dergi ve bloglarda yazıları yayınlanıyor.
Bu yazı Değişim, Dünya durumu, Gelecek, Gelecek tasarımı, Küreselleşme kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Gelecekte Neler Olabilir? için 2 cevap

  1. Ali Demircioğlu der ki:

    -Kapitalizmin 2 farklı değerlendirmesinin eş zamanlı olarak iki teorinin de birlikte yürüyerek (gittiğini) geliştiğini düşünüyorum.
    -Aşırı artan nüfuslu Hindistan, Pakistan, Bangladeş gibi ülkelerin bu genç nüfus kitlesini doyuracak gelişmeyi gösteremeyeceğini ve şu yıllarda ufak çaplarda gördüğümüz göç dalgalarının belki 20-30 yıl gibi kısa bir sürede büyük göç hareketlerine dönüşeceği olasılığını yüksek buluyorum. 1000 ‘li yıllarda başta Hindistan olmak üzere bu saydığım ülkelerde yaşayan bazı kavimler (genel olarak daha sonra Roman ismiyle adlandırılan topluluklar) bu durumun benzerini yapmışlar ve İran sonra Anadolu üzerinden Avrupa ya yayılmışlardı. Bu büyük göç dalgasının da o çağdaki benBunu tarihten örnek ile

  2. Ali Demircioğlu der ki:

    Bir önceki yorumun son cümlesi eksik ve düzeltemeden kaldı. Kısaca o tarihteki olayı şimdiki duruma çok benzer buluyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir