Ben ve Bencillik Üzerine Aforizmalar

      Yorum yok Ben ve Bencillik Üzerine Aforizmalar

BİR: Jane Austen’in 1914’te yazdığı “Mansfield Park” isimli romanında geçen bir başka cümle ile karşılaşmıştım. “Bencillik affedilmelidir” diyor Austen ve ekliyor: “Çünkü hiç iyileşme ümidi yok.” Hangisi diğerini çağrıştırıyor kestiremedim, ama bencillik deyince peşinden aklıma sevgi kavramı geliyor. İnsanın yaşamı boyunca aramaktan vazgeçmediği ihtiyaçlarından birisi sevgidir. Sevme ve sevilme, insanı temel ihtiyaçlarından farklılaştırarak dünyevi yaşamda ayrı bir yere koyuyor. İnsan, sevgi ile farklılaşıyor. Acaba ‘gerçek sevgi’ olmayınca paylaşım da olmuyor mu?

İKİ: Bencil kişi, bencilliği ile aslında en çok sevdiğini söylediği kişiye zarar verir. Bencillik hastası olan birey, gerçekten en sevdiği kişiye zarar verir; bu kişi, en çok sevdiğini söylediğin insan değil, fakat kendisidir. Bencil, her yerde ve her şart altında yalnızdır.

ÜÇ: 19’uncu yüzyılın ünlü Alman düşünürü Schopenhauer (1788-1860) şöyle diyor: “Bencillik öyle bir dehşet yaratır ki, onu saklamak için nezaketi icat etmişizdir. Fakat bencillik, bütün perdeleri deler geçer ve her fırsatta kendini gösterir.” Gerçekten güneşin balçıkla sıvanamadığı gibi bencillik de gizlenemez. Ne kadar gizlenirse gizlensin; sonuçta rahat etmek için ‘sırtını birilerine dayama’ özelliği ile açığa çıkar.

DÖRT: Bazı durumlarda ise sevgi olarak kabul ettiğimiz olgu, ruhun derinliklerine gizlenmiş bencilliğin ve bununla bağlantılı günlük çıkarlara bağımlılaşmanın örnekleri olarak ortaya çıkıyor. Kendini beğeni olarak ifade eden çıkar sistemi zayıfladıkça var olduğu sanılan sevgi ilişkisi de silikleşiyor. Bunun en net örneklerinden birisi bencilliğin bağımlılık ve acizlikle eklemlendiği durumda ortaya çıkıyor.

BEŞ: Her durumda en sorunlu olan, ben anlayışıdır. Bu bakış açısına günlük dilde bencillik adını versek büyük ölçüde bir doğruyu ifade etmiş oluruz. Ben anlayışının en net sonucu, bireyin kendisi dâhil herkesi mutsuz etmesidir. Belki de bu yönüyle ‘sen’ anlayışından daha düşük bir yaklaşımdır. Karakter yapımız açısından objektif olarak hangi davranış türüne sahip olursak olalım, nasıl bir davranış modeline sahip olduğumuzu düşünürsek düşünelim; şunu sormayı alışkanlık haline getirebiliriz: “Önceliğe sahip olması gereken nedir?” Eğer bu soruya sıklıkla ‘ben’ cevabını veriyorsak, yolunda gitmeyen bir şeyler var demektir. Yaşamın kendine yönelttiği sorulara, fırsatlara veya tehditlere büyük oranda ‘ben’ diye cevap veren kişi de ‘ben arızası’ var demektir.

ALTI: Bencillik genelde çıkar kaygısı ile eşdeğer tutulur. Pek çok durumda doğru olan bu kabul, aslında kendini akıllı, zeki, becerikli veya başarılı sanma gibi bir rızayı saklar. Dolayısıyla kendimizi, ne yaptığımızı, ne düşündüğümüzü ya da kendimizle ilgili her ne varsa onu ‘en önemli’, ‘en öncelikli’ ya da ‘en değerli’ buluyorsak, bizde ‘ben arızası olması’ ihtimalini dikkate almalıyız. Muhtemelen kendimizi biteviye öne çıkarmaya çalışırken, nezaketin bile bizim kabalığımızı saklayamadığını kavrayamıyoruz demektir.

YEDİ: Karşısındaki insana ve içinde yer aldığı ilişkiye tembellik, kolaycılık, ucuzculuk ve bencillikle yaklaşan bir kişinin, mutsuzluk dışında üreteceği bir şey olamaz. Bir ilişki, biteviye yeni anlar, yeni anlamlar ve bahar çiçekleri gibi açıveren yeni ortak değerler üretmelidir. Bir ilişki, bir fedakârlık iklimi olmaktan daha çok, bir ortak tatmin ortamı olmalıdır. Bir ilişkide fedakârlık, azalan unsur olmalıdır. Ortaklık alanlarının ise sayıca ve içerik olarak çoğaldığını gözlemek gerekir. Büyüyen fedakârlık üzerine kurgulanmış bir ilişki, hızla acılı bir sona savrulmasa bile; kayıtsızlık ve ilgisizlik bataklığına sürüklenmeye devam edecektir.

SEKİZ: Yeri geldi, tekrar edeyim: “Bir balıkçı dostum bana; tuttuğu yengeçleri koyacağı sepetin bir kapağı olmadığını söylemişti. Yengeçlerden biri, sepetin bir yanında yukarıya doğru çıkmaya başlar başlamaz, ikinci bir yengeç onun arkasından tırmanır ve onu aşağıya çeker. Bazı insanlar da yengeçler gibidir. Bir başkasının bizden daha başarılı olmasından nefret ederiz, çünkü kıskancız.” Bencilliğin aynadaki görüntüsü kıskançlık olabilir mi?

Gürcan Banger

About Gürcan Banger

GÜRCAN BANGER elektrik yüksek mühendisi, danışman ve yazardır. Eskişehir Maarif Koleji ve ODTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümü mezunudur. Aynı bölümde yüksek lisans çalışması yaptı. Kamuda mühendislik hizmetleri yapmanın yanında bilişim donanımı ve yazılımı, elektronik, eğitim sektörlerinde işletmeler kurdu, yönetti. Meslek odası ve sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik yaptı. 2005’ten bu yana bazı büyük sanayi şirketleri de dâhil olmak üzere çeşitli kuruluşlarda iş kültürü, yönetim, yeniden yapılanma, kümelenme, girişimcilik, stratejik planlama, Endüstri 4.0 gibi konularda kurumsal danışman, iş ve işletme danışmanı ve eğitmen olarak hizmet sunuyor. Üniversitelerde kısmi zamanlı ders veriyor. Halen Raylı Sistemler Kümelenmesi'nde küme koordinatörü ve bizobiz.net danışmanlık ve eğitim firmasında proje koordinatörüdür. Kendini “business philosopher” olarak tanımlıyor. Düzenli olarak bloglarında (http://www.duyguguncesi.net ve http://www.bizobiz.net) yazıyor. Değişik konularda yayınlanmış kitapları var. Son çalışmalarından “Endüstri 4.0 ve Akıllı İşletme” Eylül 2016’da, “Endüstri 4.0 Ekstra” Mayıs 2017'de ve "Aşkın Anlamlar Kitabı" Eylül 2017'de Dorlion Yayınları arasında çıktı. Çeşitli gazete, dergi ve bloglarda yazıları yayınlanıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir