Söz Söylemek

Print Friendly
Sözlü İletişim

Söz Söylemek

Söz Söylemek

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Duygu Güncesi
Facebook’ta izle
Twitter’da izle

Bilmediklerimiz olabilir. Bunları önce kendimize itiraf edebilmeli ve bilinmesi önemli ise, araştırıp öğrenebilme güç ve cesaretinde olabilmeliyiz. Bir soru karşısında biliyormuş gibi yapmak veya eksik bilgilerimizle bir açıklama geliştirmeye çalışmak kadar yanlış veya eksik bir davranış olamaz.

Sözcükler

Bazen yazı yazarken veya bir konu üzerinde düşünürken bazı kavram veya sözcüklere takılırım. Onu gerçekten bilip bilmediğim konusunda emin olmak ister, en az bir sözlük veya ansiklopediden araştırırım. Bilgisayarlar ve İnternet, arama konularındaki sıkıntılarımıza kolaylık oldu. Kimi zaman o sözcüğün gerçek anlamının, benim onu bildiğim biçimden farklı olduğunu hayretle görürüm. Eğer doğru bildiğim ortaya çıkarsa, bilgimi pekiştirmiş olduğumu düşünür keyiflenirim. Ayrıca kısa süreli bir okuma da olsa, bu küçük araştırma sırasında o sözcük veya kavramla ilgili ek bilgiler öğrenmenin zenginleştiriciliğini de unutmamak gerekir.

Bir dersin anlatımının ardından öğrencilere sormak istedikleri bir şey olup olmadığı sorusu ilginç bir sessizlik ortamı yaratır. Pek çok panel veya konferanstan sonra da benzer durumlar yaşanır. Acaba sessizliğin nedeni, herkesin konuyu yeterince kavraması ve bilgi açısından tatmin olmuş olması mıdır? Bu tür uzunca dinleme süreçlerinin sonrasında dinleyiciler, uzun süre kullanılmamış bir vana gibi davranırlar. Açılmaları için fazladan gayret sarf etmek gerekir. Bu konuda anlatımı gerçekleştiren konuşmacının motive edici özellikleri devreye girebilir. Anlatıcı, insanları soru sormaya ve konunun bazı yönlerinin açılmasına heveslendirmeye çalışabilir.

Konuşmqk

Söz Söylemek

Soru, Yeni Sorulara Yol Açmalı

Bazı durumlarda bir anlatım, gerek sürdürüldüğü sırada veya konuşmanın sonunda yoğun bir soru saldırısına uğrayabilir. Bir soru, başka sorulara vesile olabilir. Hatta bazı kişilerin ortalığı karıştırma amaçlı soruları bile gündeme gelebilir. Tüm bu tür durumlar, bir topluluk önünde konuşmanın, bir konuyu iyi bilmekten daha farklı bir durum olduğunu doğrular. Bu açıdan bakıldığında topluluk önünde konuşmak, bir tür insan yönetme sistemidir diyebiliriz.

İnsanların en büyük korkularından birisi, bir topluluk önünde konuşma konusundadır. Bu korkuyu taşıyanlar arasında son derece sosyal görünen insanların bulunduğunu bilmek hayret vericidir. Yine deneyim ve bilgi birikimi açısından özellikleri olan kişilerin de, kimi zaman topluluk önünde başarılı konuşmacılar olamadıklarını görürüz.

Topluluk Önünde Konuşmak

Topluluk karşısında konuşma korkusu, pek çok korku türü gibi üzerine gidilerek çözülebilecek sorunlardan birisidir. Öncelikle bu iletişim sorununu çözmeyi istemek gerekir. Bu sorunun çözümüne ilişkin yardımcı kitaplar, danışmanlar veya eğitim veren kurumlar vardır.

Bir konuşma, bizden dışarıya giden bir iletiler demetidir. Ama bu konuşma sırasında bizim de dışarıdan almamız gereken iletiler vardır. Bunlar, konuşmamızın nasıl ilerleyeceği konusunda bize ciddi ipuçları verir. İlgi gören ve sevilerek dinlenen bir konuşmacı olmanın koşullarından birisi, konuşma sırasında dinleyicileri okuyabilmek ve onlardan gelen işaretleri alabilmektir.

Konuşmak ve Dinlemek

Söz Söylemek

Konuşmak ve Dinlemek

Şair ve filozof Farabî’ye sözü uzatanlar konusunda ne yapmak gerektiği sorulduğunda, “Uzun konuşanı, kısa dinlemeli” cevabını verir. Eski çağların ünlü düşünürü Aristoteles de “Konuş ki seni göreyim” diyor. Sözlü iletişim, bir yanıyla “ağzı olanın konuştuğu kadar kolay” diğer yanıyla felsefeye konu olacak kadar zor. Ama her durumda (Hz. Ali’ni dediği gibi) insanın sözü, aklının terazisi oluyor.

İletişim, Kişisel gelişim, Söz kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Sorun ve Çözüm Tarzımız

Print Friendly
Sorun - Çözüm

Sorun ve Çözüm Tarzımız

Sorun ve Çözüm Tarzımız

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Duygu Güncesi
Facebook’ta izle
Twitter’da izle

Batıya özenmeye başladığımız dönemlerden bu yana, kendimizi kötüleyip aşağılamanın da sosyal ruhumuza yapışıp kaldığına hiç kuşku yok. İtalyancadan dilimize geçmiş ve “Türke özgü” anlamına gelen alaturka sözcüğüne bile düzensizlik, yöntemsizlik veya ilkellik anlamlarını yükleyerek kullandığımız zamanlar oluyor. Aslında yaşama olumlu veya olumsuz bakış, bir ölçüde sosyal kültürle yakından ilgili. Karamsar ruh haline sahip toplumlar, kavramları da olumsuz anlamlar içerecek biçimde değişikliğe uğratıyorlar.

Önce Reddetmek, Sonra Görünmez Kılmak

Yaşadığımız toplumu oluşturan bireyler olarak sorunlar karşısındaki ilk yaklaşımımız, genelde sorunu kabul etmemek olur. Sorunu kendimize yakıştıramayız. Ama sorunun varlığını reddederek sorunun kendisini de ortadan kaldırdığımızı düşünürüz.

Bir sorunu ortadan kaldırmanın ilk yolu, onu görmezden gelmektir. Bu yaklaşıma kafayı devekuşu gibi kuma gömmek dendiğini bilirsiniz. Gözlerinizi kapattığınızda sorun da görünmez olur. Eğer bir başkası sorunun varlığı konusunda bizi uyarırsa, konuyu araştırıp durumu incelemek yerine böyle bir sorunun olmadığı itirazıyla hal yoluna gideriz.

Ortalamada araştırmacı bir yapımız olmadığından ve eğitim sistemimiz genel hatlarıyla araştırmaya yönlendirmediğinden sorunun gözle görünür hale gelmesini beklediğimiz pek çok örnek olay vardır. Sorun denen olgunun aslında bir buzdağı olduğunu, gözle görünmediği zamanlar da bile su altında büyük bir tehlike oluşturduğunu bir türlü anlamak istemeyiz. Duyuları kullanmak, bir sorunu kavramanın temel ama en basit yoludur. Bugünün sorunları ise akıl ve araştırma ile önceden fark edilmeyi ve daha ortaya çıkmadan önlem almayı gerektirir.

Sorun

Sorun ve Çözüm Tarzımız

Birey Olarak Sorunumuz

Sorun, sadece birey olarak bizi ilgilendiriyorsa sonuçlarına katlanmayı kabul edebiliriz. Ama sorun, bizim sorumlu olduğumuz bir makam veya görevle ilgiliyse ve başka kişi ve kurumların da zarar görmesine neden oluyorsa; bu durum, eleştiri alabileceğimiz ihtimalini doğurur. Hatta sorun yüzünden prestij veya makam kaybına da uğrayabiliriz. Böyle bir durumda karşılaşılan en yaygın tepkilerden biri, sorunun çoktan halledilmiş olduğunu iddia etmektir. Bu iddiaya ek olarak sorunun çoktan çözülmüş olduğuna dair kanıtlar bile sunulur. Kanıtlar arasında raporlar, istatistikler, değişik sayısal grafik ve tablolar önemli bir yer tutar. Sorunun halledilmiş olduğu tezi, tabii ki yalandır ama bilirsiniz, en iyi yalan sayılar ve istatistiklerle söylenir.

Bir sorunu halletmenin alaturka yollarından bir diğeri, bir sorumlu, kabahatli, suçlu ya da günah keçisi bulmaktır. Genelde bir kuruluşta orta veya alt düzey yöneticilerden birisi, günah keçisi olarak kurban edildiğinde; gerçek problem çözülmemiş olsa bile sorun, uzunca bir süre için ortadan kalkmış olur.

Çözümsüzlük Noktası

Sorunu küllendirerek göz önünden çekilmesini sağlamak; normal olarak sorunun büyümesine, kronik hale gelmesine ve çözümsüzlük noktasına ulaşmasına neden olur. Günün birinde karşımıza bir kriz olarak gelir. Alaturka çözüm zihniyeti, bir sorunun kriz haline gelmeden çözülmeye kalkışılmasını gereksiz kaynak harcama olarak kabul eder. Bu nedenle sorunun çözümünden sorumlu olan kişi veya makam, kriz aşamasına kadar eyleme geçmez. Ekonomiden inşaat kalitesine, dış politikadan gündelik yaşama kadar her alanda bu tarzın izlerini görebilirsiniz.

Örgütsel öğrenme konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından olan Peter Senge’in bir sözü ile bitireyim: “Bugünün sorunları dünün çözümlerinden kaynaklanır.”

Çözüm, Sorun, Sorun / Çözüm kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yıkıcı Yenilik

Print Friendly
İnovasyon

Yıkıcı Yenilik

Yıkıcı Yenilik

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Duygu Güncesi
Facebook’ta izle
Twitter’da izle

Giderek daha konformist bireyler haline dönüşüyoruz. (Konformist sözcüğünü yazdıktan sonra bunun yerine daha anlaşılır Türkçe bir sözcük yazsaydım diye düşündüm. TDK Sözlüğü “uymacı” karşılığını veriyor.) Daha kolaycı, değişimi ve yeniliği umursamayan bir hal ve gidişimiz var. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” söylemiyle her geçen gün harikalar yaratmaktayız. Belki 12 Eylül gibi geçmiş darbelerin veya devletin zulmüne uğramışlığın etkisiyle, belki de hızlı gelişen konformist eğilimlerimiz nedeniyle değişimi fazlaca sevmediğimiz gibi “yıkıcılık”, “bozuculuk” gibi sözcüklerden de hoşlanmayız.

Yukarıdaki başlığa bakıp “yenilik” bitti, şimdi de “yıkıcı” olanı çıktı, diyebilirsiniz. İşin doğrusu; “yıkıcı” demeseydim “bozucu” demek zorunda kalabilirdim. Çünkü Harvard İş Okulu akademisyenlerinden Prof. Clayton Christensen tarafından geliştirilen “disruptive innovation” kavramının Türkçedeki karşılığı “yıkıcı yenilik” ya da “bozucu yenilik” oluyor. Aslında her iki ifade de Christensen’in yaklaşımı ile neyi ifade etmek istediğini tam olarak anlatıyor.

İnovasyon ya da Yenilik

İnovasyon, pazarlarda (ya da kamusal alanlarda) kabul gören daha iyi ve daha etkili ürünler, süreçler, hizmetler, teknolojiler ve fikirler geliştirmek anlamına gelir. İnovasyonun en önemli özelliği, özellikle iş dünyasında yeni olmanın ötesinde daha önce var olmayan katma değeri getirmesidir.

Yıkıcı yenilik (yıkıcı inovasyon) ise pazarda daha önce var olmayan ve olması beklenmeyen bir iyileştirme veya geliştirmenin getirilmesidir. Bir başka deyişle; yıkıcı inovasyon, pazarda daha önce var olan kabulleri, ön yargıları, genel benimsemeleri değiştirecek “yeni” bir durum yaratır. Pek çok yıkıcı inovasyon örneğinde insanların yaşam biçimi (ya da bunun bir parçası) geri dönülmeyecek biçimde değişir.

Yenilik

Yıkıcı Yenilik

Özellikleri

Yıkıcı inovasyon, öncelikle yükselmekte olan müşterilerin (geleceğin müşterilerinin) ihtiyaçlarını karşılamayı hedefler. Bu özelliği, MP3 araçlarının, gençliğin müzik dinleme tercihlerini değiştirmesi örneği ile hatırlayabilirsiniz. Bu yönüyle baktığınızda; yıkıcı inovasyon, geleceğe bakışı ile pazarlama olgusunu içselleştirir.

Yıkıcı inovasyonla geliştirilen ürün ya da hizmet, girişiyle beraber pazarda ve yaşamda bir kırılma yaratır. Bunun ötesinde inovasyonun kabulü ve yerleşmesiyle birlikte performansını artırıcı gelişmeler de başlar. Pek çok yıkıcı inovasyon örneğinde pazarda ışıltıcı gelişmeler oldu. Buradaki ana fikir, yeni ürün veya hizmetin o zamana kadar pazarda veya yaşamda var olan biçimini tümüyle gündemden kaldırıyor olmasıdır.

Nasıl?

Türü ne olursa olsun; inovasyon konusunda başarılı olmanın ilk şartı, ürün ya da hizmetten ihtiyaca doğru yönelmektir. Mevcut veya gelecekte yükselecek ihtiyacın doğru tespitinden sonra sorulacak soru, bu ihtiyacın bilinenlerden daha farklı biçimde karşılanıp karşılanamayacağıdır. Gelişen ve değişim hızı yükselen teknolojiler her zaman yeni fırsatlar sunar. Önemli olan, tespit edilen sorun veya ihtiyaçları geçerli bilgi ve teknoloji ile eşleyebilmektir.

Çoğu zaman inovasyon kaynağı, çok iki farklı alandaki iki unsuru birbiri ile eklemleyebilme becerisinden kaynaklanır. Çoğu zaman bir başka alanda bulunan bir çözümü, (ilgilendiğimiz) bir başka sektöre taşımak yenilikçi sonuçlar verir.

Özetlersem; yenilikçi olmayanın, yeni dünyada kalıcı ve sürdürülebilir olma şansı fazla olmayacak. Yeni şartlar kolaycılara, tembellere ve değişime direnenlere şans tanımıyor, tanımayacak.

İnovasyon, İş dünyası, İş kültürü, Yenilikçilik kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Küresel Sanayide Yeni Dönem Öngörüleri

Print Friendly
Teknoloji

Küresel Sanayide Yeni Dönem Öngörüleri

Küresel Sanayide Yeni Dönem Öngörüleri

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Duygu Güncesi
Facebook’ta izle
Twitter’da izle

Dünkü yazımda dünyadaki bilimsel, teknolojik ve sınai ilerlemelerin tarihinden söz etmiştim. Üçüncü Sanayi Devrimi söylemine değinerek gerçekleşen ve beklenen gelişmeleri dile getirmiştim. Üçüncü sınai devrim hakkında uzlaşılmış bir netlik yok. Üçüncü devrimin henüz gerçekleşmemiş olduğunu ifade eden uzmanlardan dördüncü ve beşincinin geçilmiş olduğuna dair yargılarda bulunanlara kadar çok geniş bir çeşitlilik yelpazesi var. Bu konuda sıra sayılarında çatışmak yerine önümüzdeki döneme beklentileri ve öngörüleri izlemek daha yararlı olur.

Değişimin Temelleri

2000’li yıllara damgasını vuran değişim; üretim, bilişim, iletişim ve lojistik teknolojilerindeki gelişmeler oldu. 1900’lü yılların son çeyreğine kadar işletmenin en büyük sorunu olan üretim ve çeşitlilik darboğazı yukarıda sıraladığım gelişmeler sayesinde aşıldı. Sonuçta üretim hacmi genişledi ve imalat alanı yaygınlaştı. Üretileni pazarlamak ve satmak konusu, üretim sıkıntılarının yerini aldı. Adeta ürün miktarı ve çeşitliliği genişlerken, müşteri hacmi daralmış gibi bir görüntü oluştu. Bu nedenle 1970’lerden başlayarak iş kültürünün pazarlama ve satış alanlarında yeni yaklaşımlar ve yöntemler geliştirildi. Bu süreçte bilişim ve İnternet’in önemli katkıları oldu.

Bilişim

Küresel Sanayide Yeni Dönem Öngörüleri

20’nci yüzyılın son çeyreğine kadar büyük ölçüde ulusal veya bölgesel olan rekabet küresel düzeye çıktı. Aynı yüzyılın üçüncü çeyreğinin sorunu olan kalitenin yerini 2000’lere giderken maliyet aldı. Bu dönemde işgücü maliyetlerinin hayli düşük olduğu Güneydoğu Asya ülkeleri yatırımcı ve girişimcilerin ilgisini çekti. Pek çok fabrika, başta Çin olmak üzere Asya’nın bu bölgesine taşındı.

Yeni Teknolojiler ve İstihdam

Üretimin yoğunlaştığı Güneydoğu Asya bölgesinde (özellikle Çin’de) işçilik, sınai göçün başladığı yıllara göre artık ucuz değil. Önceleri bir üretim alanı olarak dikkati çeken bölge, giderek bir tüketimci pazar haline dönüşmeye başladı. Çalışanların daha fazla tüketmek ve üreticilerin başta Çin olmak üzere Güneydoğu Asya’ya daha fazla satmak isteği, karşılıklı etkileşim halinde bu bölgede işgücünü daha maliyetli hale getirdi. Kalitenin yerleştiği ve inovasyon anlayışının yaygınlaştığı bir dönemde rekabetin tekrar fiyat eksenine geri döndüğü görüldü.

Son yıllardaki ivmeli teknolojik ilerlemeler, makinalaşmayı giderek daha fazla gündeme getiriyor. Ne var ki; bu mekanizasyon süreci, Henry Ford’un ilk otomobili yaptığı dönemden çok daha farklı… Günümüzün mekanizasyonu büyük ölçüde bilişim, yazılım ve otomasyon teknolojileri üzerine kurgulanıyor. Yeni makinalar geçmişin pasif özellikleri yerine bilişim sayesinde yüksek düzeyli bir dinamizm ve otomasyon içeriyor. Geçmişte çok sayıda işçinin kullanması gereken tezgahlar artık robot niteliğine sahip… Bu nedenle hâlâ yatırım maliyeti yüksek olmakla birlikte yüksek teknolojiye sahip tezgahı işletme için işçiye ihtiyaç duyulmuyor. Aydınlatmaya, ısıtmaya ve doğal insani ihtiyaçları karşılayacak hizmetlere ihtiyaç duyulmayan “ışıksız fabrika” olarak isimlendirilen yeni üretim ortamlarında istihdamın oranı son derece düşük düzeylere inecek.

Yaratıcı Endüstriler

Küresel Sanayide Yeni Dönem Öngörüleri

Sanayi, Gelişmiş Ülkelere Geri Dönüyor

Bu gelişmelere dikkat edildiğinde; robotlu otomasyon sayesinde mavi yakalı (düz, niteliksiz veya düşük nitelikli) işgücünün önemi azalacak gibi görünüyor. En azından; görebildiğimiz gelecek ufku böyle bir görüntü veriyor. Teknoloji sayesinde işgücünün toplam maliyet içindeki öneminin azalması, üreticilerin istihdam maliyetlerinin görece düşük olduğu ülkelerde bulunmamaları zorunluluğunu da ortadan kaldırıyor. Önümüzdeki dönemde ucuz istihdam sorunu yaşamayan fabrikaların (yüksek teknolojiyle beraber) kendi gelişmiş ülkelerine geri dönmeleri beklentiler arasında…

Güneydoğu Asya’da yukarıdaki beklentiyi doğrulayacak bazı gelişmeler var. Birincisi; özellikle Çin’de işçilik fiyatları yükselmeye başladı. İkincisi; çalışanların işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda talepleri artıyor. Bu konuda Batının emeği savunan kesimlerinde de bir farkındalık oluşmaya başladı. Üçüncüsü; bu bölgelerde yaşayan ve çalışan insanlar, daha fazla tüketme eğilimi içine girmeye başladılar. Bir üretim alanı olan Güneydoğu Asya, hızla ciddi hacimli tüketici olma yolunda. Bütün bunların sonucu olarak işgücü maliyetleri yükselirken, üreticiler de işgücünün daha ucuz olduğu komşu ülkelere kaymaya başladılar. Bilişim, iletişim ve mekatronikteki gelişmelerle birlikte ortaya yeni makine, tezgah ve fabrika türlerinin çıkışı ile birlikte zenginler (imalathaneleri ile birlikte) kendi evlerine dönecekler.

Ekonomi, İş dünyası, İş kültürü, Sanayi, Teknoloji, Ticaret kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Üçüncü Sanayi Devrimi

Print Friendly
Robot

Üçüncü Sanayi Devrimi

Üçüncü Sanayi Devrimi

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Duygu Güncesi
Facebook’ta izle
Twitter’da izle

İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) 4 Mayıs 2012 tarihli İstanbul Ticaret isimli gazetesinin manşeti ilgi çekiciydi: “Devlet destekli 3’üncü sanayi devrimi dönemi”. Bilim ve teknolojideki gelişmeleri yaşayarak öğreniyoruz. Elektrikli otomobiller, bilgisayarlar, fotoğraf makineleri, cep telefonları, İnternet, sosyal medya, 3D TV aygıtları ve pek çok yenilik yaşamımızda çoktan yerini aldı. Ama bir başka boyutta da (belki de zamanın daha hızlı akmaya başlamasıyla) sanayinin üçüncü devrimine ne zaman gelinebildiğini fark edemedik.

İlk İki Sanayi Devrimi

Birinci Sanayi Devrimi’nde ilk görümüze çarpanlardan birisi İngiltere’de dokuma tezgâhlarının mekanizasyona uğramasıydı. Gene bu bağlamda buhar gücü teknolojisinin basım işlerine uygulanması farklı bir gelişme oldu. Böylece 1800’lü yıllarda Amerika ve Avrupa’da kâğıda basılan gazete, dergi ve kitap iletişimin temel araçları haline geldi. Yayın yaşamındaki bu gelişmeler, bilimsel ve teknolojik gelişimi bir kez daha tetikleyerek Batının bugünkü gelişmişliğinin yapıtaşlarına katkılar yaptı. Bu arada kömürün buhara dönüştürülerek raylı sistemler sektörünün gelişimine katkı yapmasını da Birinci Sanayi Devrimi çerçevesinde hatırlamak gerekir.

Fabrika

Üçüncü Sanayi Devrimi

Telefonla örnekleyeceğimiz elektrikli iletişim ilk sanayi devrimi döneminin sonlarına rastladı. Hemen ardından İkinci Sanayi Devrimi, 20’nci yüzyılın ilk çeyreğine denk geldi. Birinci sürecin ikinciye dönüşmesinde petrol tabanlı içten yanmalı motor bu dönemin ilk gelişmelerinden birisi oldu. Henry Ford’un seri üretim otomobili bu dönemde gerçekleşti. Fabrikaların elektrikli hale gelmesi kitle üretimine destek verdi. Artan enerji talebini karşılamak için petrol üretimi ve rafinajı konusunda önemli gelişmeler sağlandı. Kentler hızla büyümeyi başladı; gelişmiş ülkelerde ailelerin iş ve konaklama mekânları farklılaşmaya başladı.

Üçüncü Sanayi Devrimi

Büyüme, gelişme veya inovasyon her zaman olumlu sonuçlar doğurmuyor. İlk iki sanayi devriminin sonuçlarına bakılarak; dünya kaynaklarının hızla tükenmekte olduğu, doğal yaşam çevresi şartlarının olumsuz nitelikler kazandığı ve dünyanın sürdürülebilirliğinin zorlaştığı ortaya çıktı. Bu çerçeve; çevrenin korunması, kirlilik yaratan endüstrilerden vazgeçilmesi yenilenebilir enerji kaynaklarının tercihi ve enerji tüketiminin teknolojik gelişmeler aracılığı ile azaltılmasını gündeme getirdi. Üçüncü Sanayi Devrimi noktasına bu ve benzeri şartlar altında gelindi.

Gelişim

Üçüncü Sanayi Devrimi

21 Nisan 2012 tarihli sayısında The Economist Dergisi kapaktan verdiği makalede Üçüncü Sanayi Devrimi’nin “üretimin sayısallaşması” olarak tanımlıyor. Üçüncü Sanayi Devrimi konusunda çalışan teorisyenler, bu dönemi bilişim ve iletişim teknolojilerindeki gelişme ile İnternet’in yaygınlaşmasının başlattığını ifade ediyorlar. Uyduları ve kablosuz teknolojiyi kullanan iletişim araçları, dağıtık iletişimin temellerini attı. Güneş, rüzgâr, yeraltı ve hidrojen enerjileri, sıfır emisyonlu ulaşım, yeşil ekonomi, sanayiler arası yaygın ilişkiler, sanayinin ve ticaretin küreselleşmesi gibi konular bu dönemin önemli unsurları oldu.

Üçüncü Devrimin Dayanakları

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra adımlar halinde yükselen ve 1970’li yıllardan sonra ivmesi yükselen üçüncü dönemi belirleyen bazı temel dayanaklar var. Muhtemelen bundan sonraki dönemler, bu dayanaklara ilişkin teknolojilerin aşılması ile gerçekleşecek. Üçüncü Sanayi Devrimi, etkilerini şu unsurların karşılıklı etkileşmeleri ile sürdürecek gibi görünüyor: Yenilenebilir enerjinin yaygın ve ekonomik kullanımı, binaların kendi enerjilerini üretmeleri, hidrojen enerjisinin kullanımının yaygınlaşması ve enerji depolama teknolojilerinin gelişimi, İnternet altyapısının enerji altyapısı ile birlikte çalışmasının olanaklarının gelişmesi, taşıma sistemlerinin elektrikli hale gelmesi ve bu yönlü geliştirilmesi.

Üçüncü Sanayi Devrimi’nin diğer başlıklarına yarınki yazıda göz atalım.
Ekonomi, İş dünyası, İş kültürü, İşletme, İstihdam, Sanayi, Ticaret kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Nakit Akışını İyileştirmek

Print Friendly
Nakit akışı

Nakit Akışını İyileştirmek

Nakit Akışını İyileştirmek

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Duygu Güncesi
Facebook’ta izle
Twitter’da izle

Bir firmanın, projenin ya da yeni girişimin belli bir zaman diliminde nakit giriş ve çıkışlarının listelenmesine nakit akışı diyoruz. Başta KOBİ olarak isimlendirilen kuruluşlar olmak üzere nakit akışı, pek çok işletmenin sorunlu alanları arasında yer alır.

Hatırlamamız Gereken Önlemler

Dünkü köşe yazımda nakit akışı konusunda bazı öneriler vermiştim. Hatırlatmak gerekirse; bir işletmede nakit akışı, günlükten haftalığa, aylıktan yıllığa kadar farklı zaman dilimleri için devamlılık gösterecek biçimde yapılmalıdır. Bu konuda ilk hata, nakit akışının günlük veya haftalık olarak yapılması ile yetinilmesidir.

Nakit

Nakit Akışını İyileştirmek

Nakit akışını iyileştirmenin ilk adımı, özellikle fire (israf, atık) niteliğinde olan masrafların yok edilmesidir. Gereksiz harcamaların azaltılmasına stoklarda yapılacak iyileştirme eşlik etmeli. Stok konusuna malzemeden son ürüne kadar geniş bir perspektifte bakılmalı. Gereksiz veya hesapsız biçimde stokta bekleyen her malzeme ya da ürün, işletmenin nakit akışını olumsuz etkiler.

Satmak, işletme için önemli fonksiyonlardan birisidir. Diğer yandan alacakların zamanında tahsilâtı gerçekleşmediğinde firma, hızla işletme sermayesini kaybederken kendisini faiz ödemeleriyle karşı karşıya bırakacak nakit akışı dengesizliğini yaşar. Bu nedenle yaratıcı ve yenilikçi tahsilât teknik ve yöntemlerinin geliştirilmesi günümüz iş dünyasının önemli bir fonksiyonu haline geldi.

Başka İyileştirici Önlemler

Her geçen gün iş dünyasında daha fazla aktör rol alıyor. Müşterilerin, tedarikçilerin ve rakipleri ağırlıkları daha fazla artıyor. Bu arada devletin aldığı bazı kararlar da piyasaları ciddi biçimde etkiliyor. Bu nedenle başarılı bir iş yaşamı için öngörülü olmak gerekiyor. Bu çerçevede işletmenin parasal yaşamında da iş sahibi ve yöneticilerin öngörüleri olmak zorunda… İşletmenin gelirleri ve giderleri konusunda yapılacak tahinler, gelecekte oluşabilecek rahatlamalar veya darboğazlar konusunda ipuçları verecektir. Bir işletme, finansal geleceğini tesadüflere bırakarak ilerlemeye çalışmamalı.

Akış

Nakit Akışını İyileştirmek

İşletmeye ilişkin tahminler yapmanın araçlarından birisi senaryo tekniğidir. Bu amaçla öncelikle işletmenin nakit akışı üzerinde etkili olabilecek unsurları belirlemek gerekir. Daha sonra bu unsurların (değişkenlerin, parametrelerin, göstergelerin) alacağı değerlere ya da bulunacağı durumlara göre senaryolar oluşturmalı. Her senaryonun işlet bütçesini (keza nakit akışını) nasıl etkileyeceği konusunda görüşler geliştirilmeli. Böylece bilinmeyen gelecek konusunda daha fazla veri ve ipucuna sahip olmak mümkün olacaktır.

Bazı işletmeler başarılı olamadıkları işler konusunu istihdama bağlarlar. Yeni işe almalar yaptıklarında söz konusu sorunları aşacaklarını düşünürler. Diğer yandan bu sorunların çözümü, çoğu zaman yeni istihdama değil, verimliliğe bağlıdır. Yeni işe almalar yerine mevcut çalışanların verimliliğini artırıcı önlemler alarak daha başarılı sonuçlara ulşamaları mümkündür. Bu çerçevede bazı konularda dış kaynak kullanımını (oursourcing) tercih etmek ya da yalın üretim düşüncesinin işletme içerisinde yerleşmesini sağlamak gibi seçenekler, bütçeyi ve nakit akışını olumlu yönde etkiler, iyileştirici sonuçlar yaratır.

Hesap

Nakit Akışını İyileştirmek

Yeni istihdam gibi bir başka sorunlu alan da işletmelerin (mevcut sorunları aşmak için hesapsız biçimde) yeni makine ve tezgâh satınalma yönelimleridir. Böyle bir yatırım kararı almadan önce bunun ne getirip ne götüreceğinin hesabının yapılması gerekir. Alınmasının gerektiği durumlarda finansal kiralama (leasing) seçeneğinin incelenmesi uygun olur.

Sonuç

Bir işletmedeki nakit akışı sorunlarının ana nedeni, bu konudaki farkındalık ve bilinç eksikliği ile iş kültüründeki zafiyetlerdir. Firmaların bütçeleme ve nakit akışı konusunda eğitim ve danışmanlık hizmeti almaları sorunun çözümü için ilk adım olabilir.

Ekonomi, İş dünyası, İş kültürü, İşletme, Sanayi, Ticaret kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Nakit Akışı Konusunda Ne Yapmalı?

Print Friendly
İş Kültürü

Nakit Akışı Konusunda Ne Yapmalı?

Nakit Akışı Konusunda Ne Yapmalı?

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Duygu Güncesi
Facebook’ta izle
Twitter’da izle

Firmalarımızın ciddi sorun yaşadıkları alanlardan birisi nakit akışıdır. Bilindiği gibi; firma ölçeğinde nakit akışı, belli bir zaman diliminde paranın içeri veya dışarı akışını ifade eder. Basit olarak söylersek; nakit akışı, belirlenen zaman diliminde firmaya girecek nakit ile firmadan çıkacak nakdin zaman ve miktar olarak tablolanmasından oluşur. Firmaların günlük ve haftalıktan başlayarak altı ve oniki ay gibi daha uzun süreleri gözaltına alan nakit akışı çalışmaları yapmaları beklenir. Ne yazık ki; özellikle işletme sermayesi sıkıntısı yaşayan firmalarda nakit akışı çalışmasının da günlük ve haftalık olmaktan öteye geçemediğini gözlüyoruz.

Nakit

Nakit Akışı Konusunda Ne Yapmalı?

Nakit Akışı

Nakit akışı, bir firmanın parasal akışlarının takibi yanında yeni kurulacak bir işin, bir projenin veya bir ürünün parasal açıdan incelenmesi amacıyla da kullanılır. Nakit akışı, bir projenin geri dönüşleri hakkında bilgi verir. Bir işin parasal akışkanlığı konusunda bilgilendirir. Muhasebe hesaplarının doğruluğundan kuşku duyulduğu durumlarda bir işten elde edilecek kârların hesaplanması için bir yöntem olarak kullanılır. Mali evraklar üzerinde görülen gelirin kalitesi konusunda daha sağlam bilgiler verir. Sınaî veya finansal bir ürünün getirileri konusunda piyasaya sürülmeden önce bazı öngörüler elde edilmesini sağlar.

Özetle; bir iş, proje ya da ürün söz konusu ise bununla ilgili bir nakit akışı çalışmasının yapılması zorunludur. Bir firma söz konusu olduğunda nakit akışı, kuruluşun olmazsa olmaz meşgalelerinden birisi olmak durumundadır.

Nakit Akışı

Nakit Akışı Konusunda Ne Yapmalı?

Nakit Akışı Dengesi

Nakit akışı, ele alınan dönem için bir gelir – gider dengesidir. Bu nedenle nakit akışı açık verdiğinde işletme sermayesi bundan zarar görecektir. Nakit akışını olumlu etkilemenin yollarından birisi firmanın (işin veya projenin) harcamalarına kısıtlama getirmektir. Bu amaçla değer üreten harcamalarla atık (fire, israf) niteliğindekilerden ayırt edip kısıtlanabilecekleri tespit ederek bir tasarruf politikası uygulamak yerinde olur.

Nakit akışını olumlu etkileyebilecek bir diğer konu; kritik stok seviyelerine ve siparişlere dikkat ederek bazı malzemelerin stoklarını azaltmaktır. Aşırı stoklar veya değişik nedenlerle elde kalmış ürünler nakit akışını olumsuz etkilerler. Bu nedenle geçmişte üretilmiş ve uzun süredir stokta bekleyen ürünlerin (bilinenden) farklı yollarla elde çıkarılması düşünülebilir. Hammadde ve malzeme kullanım sıklıklarına, siparişlerin durumuna ve sipariş beklentilerine dikkat ederek bu alanda da stok azaltmasına gidilebilir.

İş dünyasından stoklar kadar önemli bir diğer konu alacaklardır. Alacak devir hızının artırılması, nakit akışı dengesini de olumlu etkiler. Bu nedenle gecikmiş veya bekleyen alacakların tahsilâtının hızlandırılması için (bilinenden farklı) yöntem ve teknikler geliştirilmesi yararlı olur. Alacağın durumuna ve nakit sıkıntısına bağlı olarak sonuç alıcı yollar bulunabilir.

Bir firmanın bilanço ve gelir-gider tabloları incelendiğinde; malzeme, işçilik ve enerji gibi önemli kalemler dışında cari giderler kaleminin ciddi oran oluşturduğu gözlenir. Örneğin yüzde 4 gibi düşük kârlılıkla çalışan bir firma, cari giderlerinde yüzde 1’lik bir iyileştirme yaptığında katma değerini önemli oranda artırmış olur. İyileştirme özlemi içinde olan firmalar, çoğu zaman cari giderler (yönetim giderleri) konusunda iyileştirme yapmayı fazlaca düşünmezler. Bu kalemin ayrıntılarının incelenmesinde ve tasarruf noktalarının tespitinde yarar olacaktır. (Nakit akışı konusunda bu iyileştirme önerileri dışında kalan diğer unsurlara yarınki yazımda değineceğim.)

Ekonomi, İş dünyası, İş kültürü, İşletme, Sanayi, Ticaret kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Anneler Günü

Print Friendly
Anne

Anneler Günü

Anneler Günü

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Duygu Güncesi
Facebook’ta izle
Twitter’da izle

Dünyada sevgi açığının hızla büyüdüğünü fark ettiniz mi? Tarih bilgisi büyüyen sevgi açığını öğrenmek için iyi bir kaynaktır. Bu amaçla coğrafyaya da başvurabiliriz. Hatta yakın coğrafyamız bile bu tespitler için yeterlidir.

Dış Politika

Güneydoğu sınırımızda Suriye var. “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi çerçevesinde dostluk ilişkileri içinde olduğumuz Suriye ile kanlı bıçaklı olmak üzereyiz. Suriye’nin etnik kökenli teröre destek verdiği dönemlerde bile daha iyi bir görüntü veriyorduk. Şimdi nedenlerinin (herkesin bildiği ama) açıkça söylenmediği bir ortamda bu ülke ile gerginlik yükseliyor.

Anneme

Anneler Günü

Batıda Yunanistan ile aramız hiç iyi olmadı. Her iki ülkenin vatandaşları bir araya geldiklerinde dostane ilişkiler geliştirmelerine rağmen devlet düzeyinde gerginliği körüklemek için her zaman gerekçeler bulundu. Çoğu zaman bu ülke ile resmi gündemler iç ve dış politika üzerinden sevgisizlik temelinde gitti geldi. Bu karmaşanın içinde Kıbrıs’ın her zaman özel bir konumu oldu. Sevgi ekseninde çözümlere odaklanmak yerine sevgisizlik temelinde sorunların büyütülmesi öne çıktı.

Doğu sınırına baktığımızda; kendimizden saydığımız Türkî Cumhuriyetler ile dahi sevgi odağını oluşturamadık. Törenler, söylevler ve etkinlikler sadece sahnelerde kaldı. Sevgi şölenleri, kupkuru devlet törenlerinin ötesine geçemedi. Özetle; hangi sınırda hangi devlete ya da topluma bakarsanız bakın; sevgisizlik ekseni üzerine oturtulmuş gerginlikler bulabilirsiniz.

İç Politika

İçeride Güneydoğuda süren etnik kökenli, canlara mal olan adı konmamış savaşı görmeden geçebilir miyiz? Çeşitlilik, kültürel zenginlik vaveylaları ile üstü küllenmeye çalışılmış bir gündem her gün kanla sulanıyor.

Anne ve Çocuk

Anneler Günü

Medya manşetlerine baktığınızda; Ergenekon’dan şike skandalına, töre cinayetlerinden ayrımcılığa kadar sevgisizliğin her boyutunu gözlemek mümkün… Saydıklarımın tümünün temelinde sevgisizlik var. Ama öyle olaylara tanık oluyoruz ki; sevgisizlik boyutu dehşet ve vahşete kadar gelişip büyüyor.

Bugün

Bugün Anneler Günü… Bazıları bu günü, gâvurların icadı diye reddedecek. Kimleri ise ya tüketim amaçlı olarak istismar edecek ya da bu yolla yapılan reklamların kurbanı olacak. Bunların hiçbirisi makbul değil. Ama bugün annelerin günü… Kökeni, kutlanma biçimi ne olursa olsun…

Anneler Günü

Anneler Günü

Düşünüyorum da; yukarıda sıraladığım sorunları kısa vadede çözemesek bile bu özel günde biraz çaba göstererek sevgi açığının kapanmasına katkı yapabiliriz. Bu özel günde annelerimizden, kız kardeşlerimizden, kadın arkadaşlarımızdan başlayarak sevgiyi paylaşmayı ve büyütmeyi deneyebiliriz.

Anneler Günü ile ilgili güzel bir söz bulmak için bir miktar kitap karıştırdım. İnternette güvendiğim sitelere baktım. Güzel sözlerin arasında 1809-1865 arasında yaşamış ABD’in 16’ncı devlet başkanı Abraham Lincoln’un sözleri bana ilginç geldi: “Bana okuduğum kitapların en güzelinin hangisi olduğunu sorarsanız söyleyeyim; annemdir.”

Bir zamanlar Anneler Günü için yazdığım bir yazıda şunları söylemişim: “Bu özel günde ne yaparsınız, bilemem. Ama anneniz sağ ise, yanına gidebiliyorsanız veya telefonla ona erişebiliyorsanız; halini hatırını sorun, gönlünü alın. Bunu yapamayacağınız günler olacaktır. Çocuklar için anneleri çok önemli ve değerlidir. Anneler için de çocukları öyledir.” Yaşam ve duygular, böyle olmaya devam ediyor.

Anne, Çocuk, Kadın kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Dünü Bugüne Bağlamak

Print Friendly
Dün ve Bugün

Dünü Bugüne Taşımak

Dünü Bugüne Bağlamak

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Duygu Güncesi
Facebook’ta izle
Twitter’da izle

Zaman ilerliyor. Zaman içinde biz de hareketliyiz. Evden çıkıp işe ya da okula veya benzeri bir mekâna gidiyoruz, sonunda konakladığımız noktaya geri dönüyoruz. Kimi zaman değişebilen nedenlerle kısa ya da uzun süreli yaşadığımız mekândan uzaklara gittiğimiz oluyor. Hedeflerimizi gerçekleştirmek için… Ama bizim kabul ettiğimiz, bizi bir ya da birkaç nedenle kendine bağlayan bir mekân var. Ya köklerimiz orada, ya da sevdiklerimiz… Halen yaşadığımız mekân, kimi zaman kimliğimizi belirleyen, bazen ise ifade eden göstergelerden biridir.

Farklılık Yaratmak

Mekânımız, ruhen bile olsa burasıdır ve başka mekânlardan farklıdır. Yaşam ve mekânda farklılık yaratmak ise, apayrı bir sanattır. Farklı olabilmek için önce ayağımızı sağlam bir zemine basmamız gerekir. Küreselleşmenin etkisiyle Dünya ölçeğinden kendi mekânımıza baktığımızda, kendimizi tanımladığımız mekânın küçüldüğünü gözleriz. Bazen bir ülkenin mensubu olma ya da kente ait olma kimliğinden sıyrılıp; bir mahalleye, bir yöreye ait olma kimliğini öne alırız. O zaman yerel odaklı bir kimlik sahibi olmak değer kazanmaya başlar. Önemli olan, bireyi neyin farklı kıldığı ve kendini nereye ait hissettiğidir.

Dün

Dünü Bugüne Taşımak

Son 50-60 yıldır bu değer yargılarımız değişmeye başladı. Çünkü mekân olarak yer değiştirmeye başladık. Toplum olarak; köyden kente, karadan denize, az güvenliden çok güvenliye, az gelişmişten çok gelişmişe, umutsuzluktan umut vaad eden yörelere doğru göç etmeye başladık. Ait olduğumuz mekân anlamında tanımlayan köklerimiz adeta söküldü. Oysa «ait olma duygusu» vefalı bir dost gibidir. İnsanı asla terk etmez. Dünden gelen kimliğimiz, her birimizin vazgeçilmez bir parçasıdır. Köklerimizin geldiği yerden, ata topraklarımızdan onur duyarız. Dünkü hemşehri kimliğimiz bugünü yaşadığımız kentte; kimlikler yarışında değil, kimlikler uzlaşısında şekillenmek durumunda.

Yeni Mekânda Güvensiz Birey

İnsanın doğasının bir parçasıdır; yeni bir mekânda insan önce kendini güvensiz hisseder. Bu güvensizliğini ve ürkekliğini aşmak için destek arar. Hemşehrilik ilişkisi, iyi ve kolay bulunan bir destek örneğidir. Yeni bir kentte yeni bir yaşam kurmada hemşehrilik, can suyu gibidir. Eski hemşehrilik (etnisite ya da kültür) ilişkilerine dayanan ve kentin (dolayısıyla toplumun) bütününden kopuk gruplaşmalar tedavisi kolay olmayan yaralar açabilir.

Bugün

Dünü Bugüne Taşımak

Bir topluluk içinde yaşamak, herkesin kendi dünyasını kurup yaşamasını ama diğerlerinden kopmaksızın onlarla iletişim ve sosyal alışveriş içinde olmasını ifade eder. Paylaşım kültürünün yerleşip gelişmesi kaynaşmayı sağlar. Gelişim arzusuyla vizyon belirleme çabası güdülecekse; dar kapsamlı etnik, kültürel ve sosyal sığınak yerine farklı kimliklere sahip yurttaşlarla aynı kentte yaşamanın keyfine paydaş olabilecek yapılanmanın benimsenmesi gerekir.

Dün ile Bugün Arasında Köprü

Toplumsal sorumluluğumuzun getirdiği yükümlülüklerimiz açısından kaynaklarımızı ele aldığımızda; geçmiş ve gelecek arasında köprü kurma mecburiyeti görülecek. Gelecek kuşaklara doğru ve olumlu mesajlar vermek istiyorsak; öncelikle, geçmiş yaşamların bıraktığı değer ve kültürlere hak ettikleri saygıyı göstermek zorundayız. Böylesi bir bakış açısı içinde karşımıza çıkan güçlükler ve sorunlar, yaşamımızda değerli, anlamlı ve önemli olan unsurları öne çıkaracak.

Girişimcilik ruhumuzun rehberliğindeki sorgulama süreci, yaşam adına yeniliklerin arandığı ya da aralandığı düşünce mekanizmasını geliştirecek, gizli kalmış potansiyelimizi harekete geçecek. Problemlerimiz beklenmedik biçimde güç ve kapasitemizi algılamamıza vesile olacak; sahip olduklarımız, sahip olmayı düşlediklerimiz, yetenek ve becerilerimiz başlıca kaynaklarımız arasında yerini alacak.

Gelecek, Zaman kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Tedarik Yönetimi Neden Önemli?

Print Friendly
Tedarik

Tedarik Yönetimi Neden Önemli?

Tedarik Yönetimi Neden Önemli?

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Duygu Güncesi
Facebook’ta izle
Twitter’da izle

Başlıkta yer alan sorunun cevabını vererek başlayayım. İş dünyasında eksik düşünce, katma değerin kaynağının sadece satış cirosu olduğudur. Hâlbuki bir iş, hem alırken hem de satarken kazanır. Pek çok iş modeli var ki; satış kârlılık oranı düşük olduğu halde malzeme ve hizmet alışındaki (tedarikindeki) doğru tercihler nedeniyle diğer iş ve sektörlere oranla daha katma değerli hale gelir. Özetle; her iş modelinin ana gelir ve katma değer kaynaklarının başında tedarik süreci gelir. Küresel düzeyde düşen kârlılıkla baş etmenin araçlarından birisi işletmede yeterli ve yetkin bir tedarik yönetimi kurmaktır.

Tedarik Yönetimi

Yazılı veya sözlü olarak belirlenmediği durumlarda bile her işletmenin bir ya da daha fazla stratejisi (stratejik niyeti) var. Cirosunu belli oranda artırmak, daha az fire vermek, kârlılığı belli bir oranın üzerine çıkarmak ya da üretim hızını artırmak gibi… Bu stratejik niyetlerin yerine gelebilmesi için işletmenin kurumsal ihtiyaçları var. Muhtemelen yeni siparişlerin alınması veya yeni planların yapılması ile (kısa, orta ya da uzak vadede) yeni potansiyel ihtiyaçlar da doğacaktır.

Tedarik Yönetimi

Tedarik Yönetimi Neden Önemli?

Bu tür ihtiyaçların tanımlanması, sağlanması, gerekli malzeme ve hizmetlere erişim, bunların işletme içinde yerleştirilmesi ve tasnifi (depolanması), uygun biçim ve zamanda kullanımı gibi süreçlerin toplam idaresine tedarik yönetimi deniyor. Görüldüğü gibi; sayılanların her biri, firmanın ciro ve kârlılığını (yönetim başarısına bağlı olarak) olumlu ya da olumsuz etkileyebilecek unsurlar…

Örneğin zamanında tedarik yapılmazsa siparişler karşılanamaz. Zamanından önce yapılan ve depoda gereksiz yere bekletilen tedarik ise finansal kaynağın yanlış kullanımı anlamına gelir. Diğer yandan yetersiz depolama, malzemenin bozulmasına veya fire vermesine neden olabilir. Genelde tedarik kayıpları, pek çok işletmede değeri ve çeşitliliği yüksek ama o oranda farkındalık sağlanamamış maliyetler olarak gözümüze çarpar. Bu nedenle bir işletmede kurumsal iyileştirme ve geliştirme çalışmalarının önemli bir parçası olarak tedarik sistemine ve yönetimine ilgi göstermek gerekir.

Tedarikçi Yönetimi

Tedarik Yönetimi Neden Önemli?

Kurumsal İşletme

Aile işletmelerinde sıklıkla dile getirilen bir konu kurumsallaşmadır. Genelde bu işin yönetim düzeyindeki profesyonelleşme ile halledileceği sanılır. Hâlbuki kurumsallaşmayı hedefleyen bir işletme için ana fikir, süreçlerin kurumsal hale getirilmesidir. Bu çerçevede tedarik yönetiminin de kurumsal hale getirilmesi kaçınılmazdır. Bir firmanın piyasada pozitif algı yaratmasının şartlarından birisi, bu firmanın bir kurumsal tedarik yönetimi geliştirmiş olmasıdır.

Günümüzde işletmeler için daima aklımızda taşıdığımız üç başlık var: Firmanın kalıcılığı, sürdürülebilirliği ve büyümesi… İşletmede kurumsal tedarik yönetiminin oluşturulması, bu üç başlığın tümünü de olumlu etkiliyor. Bu kavramların altını eşelediğimizde ise karşımıza rekabet çıkıyor. Böylece piyasada rekabet üstünlüğü elde etmenin şartlarından birisinin tedarik yönetimini oluşturmak olduğu sonucuna ulaşıyoruz. Bir firmanın, iyileştirilmiş ve geliştirilmiş bir tedarik yönetimine sahip olmadan rekabetçi üstünlüğe sahip olması da beklenemez.

Sanayi

Tedarik Yönetimi Neden Önemli?

Sistemi Kurmak

Tedarik, anlık olarak gerçekleştirilen bir faaliyet değil. Malzeme, hizmet ve ürün pazarlarını yakından izlemek, tedarik ile ilgili bir ağ oluşturmak, etkili bir istihbarat akışı sağlamak gibi boyutları var. İyi işleyen bir tedarik sistemi ve yönetimi oluşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmeti almak gerekebilir.

İş dünyası, İş kültürü, İşletme, Sanayi, Ticaret kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın